Bağış Yap

Risale Online — Kur'ân-ı Kerîm, Cevşen, Risale-i Nur, Makaleler ve Soru-Cevap

Öne Çıkan Sorular

106.793

Çarşaf Giymek Farz mıdır? İslam’da Çarşafın Yeri ve Önemi Nedir?

Tesettür konusunda, bir kıyafetin şer'î şartları yani İslam'a uygunluk şartlarını taşıyıp taşımadığı esas alınmalıdır. Bununla beraber fitneyi azaltan, nazarları üstüne çekmeyen ve örtünmeyi daha sağlam temin eden geniş dış kıyafetler elbette tesettürün ruhuna daha uygundur. Kur'an-ı Kerim'de tesettür şu ayetler ile emredilmektedir:Ey peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına cilbablarından (dış elbiselerinden) üstlerine giymelerini söyle. Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. Allah çok affedici, çok esirgeyicidir. 1Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! 2Ayette “üzerine örtülen” ifade olarak cilbab geçer. Cilbab kelimesi şu anlamlarda kullanılmaktadır:Cilbab; “bütün bedeni saran bir giysi, kadının örtündüğü her şey, kadının elbiselerini baştan aşağı örttüğü geniş dış örtü/çarşaf gibi bir şey” şeklinde tanımlanır ve yaygın biçimde mutlak kamis (gömlek), geniş dış örtü, çarşaf, izar (bele sarılan örtü veya alt giysi) ve mülae (dışa alınan büyük örtü) kelimeleriyle açıklanır.Asım Efendi, cilbabı “baştan aşağı örten çarşaf, örtü gibi dış giysi, üstlük” diye açıklar. 3Elmalılı Hamdi Yazır; “Cilbab”, baştan aşağı örten çarşaf, dış giysi gibi dış örtülerin genel adıdır. 4Bu tanımların ve karşılıkların gösterdiği netice, cilbabın normal elbise üzerine giyilen, kadınların vücut organlarını belli etmeyecek şekilde örten, dikkat çekmeyen çarşaf veya çarşaf tarzı bol bir dış giysi olmasıdır.Ahzab Suresi 59. Ayetin Sebeb-i Nüzulü (İniş Sebebi)Ahzab Suresi'nin 59. ayetinin sebeb-i nüzulü hakkında müfessirlerin ittifakla zikrettiği hadise şöyledir:İffeti muhafaza maksadıyla ziynet yerlerinin örtülmesine dair emir, daha önce Nur Suresi'ndeki ilgili ayetlerde beyan edilmiştir. Burada ise kadınların, dışarı çıktıklarında eza ve tacizden korunmaları için dış giysi kullanmaları emredilmektedir.Tefsirlerde yer alan müşterek bilgiye göre Medine'deki evler dar idi ve çoğunda tuvalet bulunmuyordu. Kadınlar ihtiyaçlarını gidermek için gece vakti evlerinden çıkar, biraz uzaklaşır, ihtiyaçlarını giderip geri dönerlerdi. Bu durumu fırsat bilen bazı münafıklar ve kendini bilmez kimseler, uygun yerlerde bekler, kadınlara sözle ve elle tacizde bulunurlardı. Yakalandıklarında ise, “Biz onları cariye sandık” diye mazeret ileri sürerlerdi. Bu mazeretin ortadan kaldırılması için hür kadınların, dışarı çıkarken cilbab denilen dış giysilerine bürünmeleri emredildi. Bu hususta nakledilen rivayet şöyledir:Hz. Aişe (r.a.) şöyle rivayet eder: Resulullah (s.a.v.)'in hanımları, geceleyin ihtiyaçlarını gidermek için Medine'nin kenarındaki açık alan olan Menası'a giderlerdi. Hz. Ömer, Resulullah (s.a.v.)'e, 'Hanımlarına örtünmelerini emret' derdi; fakat o vakte kadar bu hususta bir emir nazil olmamıştı.Yatsı vaktinde bir gece, Resulullah (s.a.v.)'in zevcesi Sevde binti Zem'a dışarı çıktı. Sevde uzun boylu bir hanımdı. Hz. Ömer, hicab emrinin nüzulünü çok arzu ettiği için, 'Seni tanıdık ey Sevde!' diye seslendi. Bunun üzerine Allah hicab ayetini indirdi.” Rivayetin devamında Hz. Aişe (r.a.) şöyle der: Resulullah (s.a.v.) kadınlara şöyle buyurdu: 'İhtiyacınız için dışarı çıkmanıza izin verilmiştir. 5Buna göre cilbab emri, bir taraftan hür kadınların ayırt edilmesini sağlamak, diğer taraftan da kadınların dışarıda rahatsız edilmemesi, beden hatlarının belli olmaması, kötü söz ve tacize maruz kalmamaları için emredilmiştir. Ümmü Seleme (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:Cilbablarını (dış giysilerini) üzerlerine alsınlar' (Ahzab Suresi, 59) ayeti nazil olduğu zaman, Ensar kadınları başlarında kargalar varmış gibi siyah örtülere (çarşaflara) bürünmüş olarak dışarı çıktılar. 6Ayetin Tefsirindeki Bazı İnceliklerBirinci İncelikAllahü Teala, örtünme emrine evvela Resulullah (sav)'ın zevceleri ve kızları ile başlamıştır. Bu, onların diğer kadınlara önder ve uyulacak numune olduklarını göstermektedir. Diğer kadınlar onlara uyacakları için uygun olan da şer'i emirlere ve hükümlere önce onların sarılmaları ve bunları aynen yerine getirmeleridir. Zira bir davetin tesirli olabilmesi için davetçi, tezlerini önce kendinde ve aile efradında tatbik etmelidir.İşte bu hususta da Resulullah (sav)'ın zevceleri ve kızlarının önder ve öncü olmaları gerekir. Bunun için Allahü Teala, Peygamberine kadınların örtünmesini vahyederken ayetin başında evvela kendi zevce ve kızlarını zikretmiştir.İkinci İncelikTesettür ayeti, kadınların avret mahallerini örtmeleri yerleştikten sonra nazil olmuştur. Öyleyse bu ayette emredilen tesettür, daha önce farz kılınan setr-i avretten başka ve fazla bir örtünmedir.Bunun içindir ki bütün müfessirler, tabirleri değişik de olsa manada birleşerek ayetteki “cilbab”dan maksadın, normal elbise üzerine giyilen, kadınların vücut organlarını belli etmeyecek şekilde örten bol bir dış giysi olduğunda ittifak etmişlerdir.Üçüncü İncelikAyetteki “Zevcelerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına...” ifadesindeki tafsilat, hicabın yalnız Resulullah (sav)'ın zevcelerine farz olduğunu iddia edenlerin iddialarını açıkça reddetmektedir. Çünkü ayetteki “müminlerin kadınlarına” ifadesi, örtünmenin bütün mümin kadınlara emredildiğine, onların da bu umumi hitaba dahil olduklarına kesin bir şekilde delalet etmektedir. Bu sarih emir karşısında Müslüman kadınların örtünmesinin farz olmadığı nasıl iddia edilebilir?Ayetteki Şer'i (Dini) HükümlerBirinci Hüküm: Tesettür Bütün Kadınlara Farz mıdır?Ayet-i kerimenin zahirine göre hicabın, yani tesettürün; mükellef olan Müslüman, hür ve baliğ yani ergenliğe girmiş bütün kadınlara farz olduğu anlaşılır. Çünkü Allahü Teala şöyle buyurmuştur:Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mümin kadınlara söyle; dış elbiselerini üzerlerine alsınlar. 7Buna göre kâfir kadınlara tesettür farz değildir. Çünkü onlar İslam'ın hükümleriyle mükellef değildir. Ayrıca, kendi hallerine bırakılmaları emredilmiştir. Hicab, yani örtünme, bir ibadettir. Çünkü bunda Allah'ın emrine itaat vardır.Örtünmek, Müslüman bir kadın için namaz ve oruç gibi farzdır. Bu sebeple bir Müslüman kadın, örtünmeyi inkar ederek terk ederse mürted olur yani İslam dininden çıkar. Fakat inkar etmeden, sadece bozuk bir çevreye uyarak terk ederse mürted olmaz; günahkar olur. Bu davranışıyla Kur'an'ın ayetlerine muhalefet etmiş olur. Çünkü Allahü Teala şöyle buyurmuştur:Hem evlerinizde (vakarınızla) oturun ve evvelki cahiliye devri (kadınlarının) açılıp saçılması gibi, ziynetlerinizi ızhar etmeyin. 8Şu da vardır ki, her ne kadar örtünmekle mükellef olmasa da gayrimüslim bir kadının, toplumu bozacak şekilde ortalıkta dolaşmasına izin verilemez. Bugün de görüldüğü gibi bazı toplumsal ahlak kuralları vardır ki bunlara uymak herkes için gereklidir. Toplumu kötülüklerden korumak bakımından bu toplumsal ahlak kurallara uyma noktasında Müslümanlarla gayrimüslimler aynıdır. Bu içtimai edepler, İslam'ın şer'i siyasetinin bir parçasıdır. Bunları uygulamak da Müslüman hâkimin vazifesidir.Müslümanların vazifesi, kız çocuklarını ileride örtünmede zorluk çekmemeleri için on yaşına geldiklerinde örtünmeye alıştırmaktır. Bu, teklif anlamında bir emir değildir; fakat terbiye bakımından gereklidir. Namazda da durum böyledir. Nitekim Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:Çocuklarınıza yedi yaşına geldiklerinde namazı emredin. On yaşına geldiklerinde kılmazlarsa onları bundan dolayı cezalandırın. 9İkinci Hüküm: Kadınların Yüzünü Örtmesi Farz mıdır?   Nur Suresinin tefsirinde geçtiği gibi, kadının ziynetlerini mahremlerinden başkasına göstermesi haramdır. Zira Allahü Teala şöyle buyurmuştur:Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesna, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar. 10Ayette geçen "görünen kısımlar müstesna" ifadesine yüz bölgesinin dahil olup olmadığı hususunda mezhep imamları ve müctehid alimler iki görüş beyan etmişlerdir. Hanefi ve Maliki mezhebi imamları, yüzün avret yani örtülmesi gereken yerlerden olmadığını kabul etmişlerdir. Şafii ve Hanbeli mezhebinde ise cumhur, yüzü de avret kapsamında değerlendirmiş ve örtülmesinin vacip olduğunu ifade etmiştir.Hanefi/Maliki GörüşüAyette geçen görünen kısımları müstesna olarak neden el ve yüz anlaşılmalıdır?Bu kısımların el ve yüz olması ile ilgili İslam alimlerinin büyük çoğunluğunun ittifakı vardır. Bunu sahabelerden gelen birçok rivayete dayandırmaktadırlar. İlgili rivayetler şöyledir:Hz. Aişe (ra) şöyle rivayet etmektedir:Esma bint Ebi Bekir, üzerinde ince bir elbise olduğu halde Resulullah (sav)'in yanına girmişti. Resulullah (s.a.v.) ondan yüzünü çevirdi ve: 'Ey Esma! Şüphesiz bir kadın ergenlik çağına ulaştığında, ondan şurası ve şurası müstesna (başka bir yerinin) görünmesi uygun olmaz' buyurdu ve kendi yüzü ile ellerine işaret etti. 11Abdullah b. Ömer (ra) şöyle rivayet etmektedir:Bir adam ayağa kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! İhramdayken nasıl elbiseler giymemizi emredersiniz?" diye sordu.Resulullah (sav) şöyle buyurdu: ...İhramlı kadın yüzüne peçe (nikap) takmasın, ellerine de eldiven giymesin. 12Bu rivayetlerden anlaşılıyor ki, kadının yüzü asli itibarıyla avret sayılmamış; bu sebeple örtülmesi mutlak olarak farz kabul edilmemiştir. Yüzün örtülmesi, takva ve güven açısından önem arz etmekle birlikte, açılmasına da fetva verilmiştir. Bununla beraber ihtiyatı gözetmek ve fitneye mahal vermemek açısından yüzün örtülmesinde önemli maslahatlar vardır. Hanefi imamları da fitnenin yaygın olduğu zamanlarda kadının kendisini fitneden korumak amacıyla yüzünü örtmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Fitnenin ve haramların yaygınlaştığı, kötü niyetli kişilerin sürekli etrafı gözetlediği günümüzde, Müslüman bir hanımın bu konuda daha ihtiyatlı ve dikkatli davranması, takvayı esas alarak yüzünü örtmeyi tercih etmesi büyük önem taşımaktadır.Öte yandan, Şafii ve Hanbeli mezhebindeki alimlerin çoğunluğu, yüz bölgesinin avret olduğuna hükmetmişlerdir. Bu kanaatlerini, bazı sahabe uygulamalarına ve ilgili ayetlerde geçen “ziynetlerini açmasınlar” ve Bu, onların tanınıp eza edilmemelerine daha uygundur. ifadelerine dayanarak yüzün de avret sayıldığına hükmetmişlerdir. 13Üçüncü Hüküm: Şer'i Örtünmenin Şartları?Şer'i örtünmenin zaruri şartları vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:1- Örtünün asgari ölçüsü, el ve yüz hariç bütün vücudu örtmelidir. (Fitne zamanı yüz de örtülmelidir.)2- Örtü, vücudu gösterecek kadar ince ve dikkat çekici bir renkte olmamalıdır. Zira örtünmekten maksat gizlemektir, fark edilmemektir.3- Örtü, vücut hatlarını belli edecek ve fitneye sebep olacak kadar dar olmamalıdır. Bu konuda şöyle bir hadis rivayet edilmektedir:Ebu Hüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:Cehennem ehlinden, henüz görmediğim iki sınıf vardır: Biri, yanlarında sığır kuyruğu gibi kamçılar bulunan ve onlarla insanlara vuran bir topluluk; diğeri ise giyinmiş oldukları halde çıplak olan, meyleden ve meylettiren, başları eğri deve hörgüçleri gibi olan kadınlardır. Bunlar Cennete giremezler; onun kokusunu da duyamazlar. Halbuki Cennetin kokusu çok uzak mesafelerden duyulur. 144- Örtüden güzel koku gelmemelidir. Çünkü güzel koku, erkekleri etkiler. Zira Resulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:Erkeklerin sürüneceği kokunun kokusu belirgin, rengi gizli olmalıdır; kadınların sürüneceği süs/koku ise rengi belirgin, kokusu dışarı yayılmayan/gizli olmalıdır. 155- Kadın ne erkek elbisesi giymeli ne de giydiği elbise erkek elbisesine benzemelidir.Resulullah (sav): Allah, kendilerini kadınlara benzeten erkeklerle erkeklere benzeten kadınları lanetler. 16Sual: Bir Kadının, Farz Olan Tesettürü Yerine Getirebilmesi İçin Mutlaka Çarşaf mı Giymesi Gerekir?Bir kadının dış örtü olarak mutlaka çarşaf giymesinin farz olduğunu söylemek doğru değildir. Bununla birlikte çarşaf, örtünme emrini en iyi ve sorunsuz şekilde yerine getiren kıyafetlerin başında gelmektedir. Elbette vücut hatlarını belli etmeyecek bollukta çarşaf benzeri bir dış örtü/kıyafet giymesi, tesettürün farzını yerine getirmek için yeterlidir. Bununla beraber çarşaf, fitneden daha sağlam surette korunmaya vesile olan ve tesettürde daha kuvvetli bir muhafaza sağlayan bir örtü şeklidir. Bu cihetle çarşaf, tesettür hassasiyetini daha ileri seviyede gözetmek isteyenler için daha güçlü bir siper hükmündedir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de çarşafın, bir kadının tesettürü ve fitneden muhafazası için en mühim kalelerden biri olduğuna işaretle şöyle buyurmaktadır:Tesettür etmekle na-mahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kal'ası, çarşafı olduğunu gösterir. 17Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, fitne ve fesadın bu denli yaygın olduğu bir dönemde, bir kadının tesettürünü en güzel şekilde yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple, kendisini haramlardan ve günahlardan koruması açısından çarşaf giymesinin en uygun tercih olduğu kanaatindeyiz.DEĞERLENDİRMEKadının, kendisine namahrem olan kimselere karşı vücut hatlarını belli etmeyen, dikkat çekici renk ve desenlerden uzak, bol bir dış örtüyle tesettüre riayet etmesi farzdır. İslam'ın mühim hedeflerinden biri, kadının haysiyetini, iffetini ve şerefini muhafaza etmektir.Unutulmamalıdır ki, iman zaafı bulunan ve kalpleri marazlı olan kimseler, kadın hakkında suizan besler. Bu gibiler, kadının haysiyet ve şerefini zedeledikten sonra nefsani emellerine ulaşmayı hedeflerler.Açıktır ki tesettürün zayıflamasıyla birlikte evliliklerin azalması, aile içi geçimsizliklerin ve boşanmaların artması arasında ciddi bir münasebet vardır. Birçok genç erkek ve kadın evlilikten uzak durmaktadır. Zira beşeri arzularını helal olmayan yollarla, zahmetsiz ve mes'uliyetsiz biçimde tatmin imkanı bulan kimseler, evliliğe ihtiyaç hissetmemektedir. Bu hal ise toplumları ciddi bir çözülme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Aile yapısının zayıflaması, eşler arasındaki güvenin sarsılması ve iffet duygusunun zedelenmesi gibi sorunlarda, tesettür hassasiyetinin azalmasının ve kadınların süslenerek toplum içinde tesettür ölçülerine yeterince riayet etmeden bulunmalarının da büyük etkisi olmaktadır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek bir elbise ile süsleneceğiniz bir libas indirdik. Takva libası ise daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir; ta ki düşünüp ibret alasınız. 18Bu ayet-i kerime, insan için en hayırlı libasın takva libası olduğunu açıkça nazara vermektedir. Çarşafın da kadınlar için tesettür noktasında mühim bir takva libası olduğunu unutmamak gerekir.KaynakçalarAhzab, 33/59Nur, 24/31H. YUNUS APAYDIN, "TESETTÜR", TDV İslam Ansiklopedisi, 2011, c.40, s.543-544Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2012, Cilt 4, s. 588Buhari, Kitabü'l-Vudu', Bab: 13, Hadis No: 146Ebu Davut, 4101Ahzab, 33/59Ahzab, 33/33Ebu Davud, Salat 26; Tirmizi, Mevakit 182Nur, 24/31Ebu Davut, Libas, 31/4104Buhari, Hac, 1/1838Abdurrahman El-Ceziri, ,Dört Mezheb Fıkhı, trc. H. Ege vd., Çağrı Yayınları, İstanbul, 1993, Cilt 1, s. 504–506, 512–515.Müslim, Cennet, 53/2857Tirmizi, Edeb, 2787Buhari, Libas, 61/5885Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.207A'raf, 7/26

Son Cevaplanan Sorular

Sadakanın Belayı Def Ettiğine Dair Hadisler Nelerdir?

Sadakanın insanı hastalık, musibet ve benzeri belalardan korumasına dair rivayetlerden bazıları şunlardır:Kuşkusuz sadaka, Rabbin gazabını söndürür ve kötü bir şekilde ölmeyi önler.1İyilik yapmak kötü akıbetlerden korur. Gizli sadaka Rabbin gazabını söndürür. Akrabalık bağlarını gözetmek ise ömrü artırır.2Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz. 3Sadakada acele edin, çünkü bela sadakanın önüne geçemez4Bazı alimlerimiz, Buhârî'de geçen aşağıdaki hadisten hareketle de korku anlarında ve korkulan bir belanın defedilmesi amacıyla sadaka vermenin müstehap olduğu sonucunu çıkarmışlardır.5Güneş ve Ay, Allah'ın varlık ve birliğine delâlet eden alâmetlerden sâdece ikisidir. Şâyet bunlar tutulursa, duâ edin, Cenâb-ı Hakk'a yönelip O'na ilticâ edin. Allah'ın büyüklüğünü hatırlayın, namaza durup Allah'ı zikretmeye koyulun ve sadaka verin…”6Bazı hadislerde, sadakanın insanları kıyamet gününün sıkıntılarından da koruyacağı ifade edilmiştir:Yarım hurma ile bile olsa kendinizi ateşten koruyun.7Kıyamet günü insanlar arasında hüküm verilinceye kadar, herkes sadakasının gölgesinde olacaktır. 8Ayrıca BakınızPEYGAMBERİMİZİN (SAV) VE SEYYİD OLANLARIN SADAKA VE ZEKAT ALMAMASININ SEBEPLERİFİTRE VEYA FITR SADAKASI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLERVEFAT EDEN KİŞİLERİN ARKASINDAN HAYIR YAPMAK / SADAKA VERMEKDİLENCİYE SADAKA VERMEDE ÖLÇÜ NEDİR?KaynakçalarTirmizî, Zekât, 28Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, 8/312, hadis no. 8014.Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, III, 542.Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, III, 110İbn Dakîkulîd, İhkâmü'l-Ahkâm Şerhu Umdeti'l-Ahkâm, thk. Muhammed Hâmid el-Fıkî – Ahmed Muhammed Şâkir, 2. bs. (Beyrut: Dâr Âlemi'l-Kütüb, 1407/1987), 1/353.Buhârî, Küsûf, 2-4Buhârî, Zekât, 10; Müslim, Zekât, 66.Müsned, 4/147-8

Sürekli Nazar Değecek Diye Düşünmek Nazarı Çeker mi?

Nazar haktır ve dinimizde varlığı kabul edilmiştir: Ancak nazara lüzumundan fazla odaklanmak, sürekli “Bana nazar değecek” diye endişe etmek ve yaşanan her olumsuzluğu nazara bağlamak doğru değildir. Çünkü bu durum vesveseyi artırır, ruhu yorar ve tevekküle zarar verebilir; zamanla insanı vehme ve gereksiz korkulara sürükleyerek huzurunu ve maneviyatını zedeleyebilir. Bununla birlikte bir şeye fazla dikkat etmek, tek başına nazarın mutlaka isabet etmesine sebep olmaz.Müminin vazifesi ne nazarı inkar etmek ne de onu büyütüp hayatın merkezine koymaktır. Şunu unutmamak gerekir ki nazar da dahil olmak üzere hiçbir şey, Allah'ın izni ve takdiri dışında tesir edemez. Bu sebeple insan, nazardan korkarak yaşamak yerine Allah'a sığınmalı, meşru korunma yollarına başvurmalı, kalbini korkuya değil itimada sevk etmeli ve neticeyi Allah'a bırakmalıdır.Bu maksatla Ayetü'l-Kürsi ile Felak ve Nas surelerini okumak, dua, zikir ve evrad ile Allah'tan muhafaza istemek, “maşallah” demek ve hasetten sakınmak güzel birer korunma vesilesidir. Her halükarda muhafazayı Allah'tan bilmek gerekir.Ayrıca BakınızNAZAR HAK MIDIR? NAZARDAN KORUNMANIN YOLLARINAZAR, HASTALIKLARIN SEBEBİ OLABİLİR Mİ?NAZARIN DİNİMİZDEKİ YERİ VE NAZAR BONCUĞU TAKMANIN HÜKMÜVESVESEDEN KURTULMANIN YOLLARIVESVESENİN ÇARESİVESVESE VE TAKINTI

Camilerde Sela Okunmasının Dindeki Yeri Nedir, Sünnette Var mıdır?

Cami ve mescitlerde bazı özel günlerde ezandan önce veya cenaze namazı öncesinde cemaati bilgilendirmek amacıyla okunan Salâ, Hz. Peygamber'e (s.a.s.) salât ve selâm içeren bir duadır. Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadislerde Hz. Peygamber'e (s.a.s.) salât ve selâm getirilmesi teşvik edilmiştir.1Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde salâ okunduğuna dair kaynaklarda herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Bununla birlikte ölüm haberinin çeşitli yollarla duyurulması sünnettir. Bunun delili Resûlullah'ın (s.a.s.), Necaşî'nin vefatını ashabına haber verdiğini bildiren şu hadistir: Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir:Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necaşî'nin öldüğü gün, ölüm haberini ashabına bildirdi. Sonra onları musallaya çıkardı, saf'a soktu ve Necaşî için dört tekbir getirdi.2Yine Sevgili Peygamberimiz (sav) kendisine bildirilmeden defnedilen bir cenaze için de 'Bana neden haber vermediniz?' diye serzenişte bulunduğu rivayet şöyledir:Ebu Hureyre bildiriyor: Her zaman Mescid'i süpüren zenci bir kadın -veya- bir erkek vardı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir müddet onu görmeyip durumunu sorunca: "Öldü" dediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Bana haber verseydiniz ya'' buyurdu. "Gece vefat etti" dediklerinde: ''Bana onun mezarını gösterin'' buyurdu. Mezarını gösterdiklerinde de mezarın yanında namazını kıldı.3Farz veya vacip olduğu inancı taşımaksızın cenazeyi duyurmak amacıyla salâ vermekte sakınca yoktur. Dolayısıyla dinî açıdan özel önemi olan gün ve geceleri hatırlatmak, meydana gelen bir vefatı ve kılınacak cenaze namazını haber vermek amacıyla salâ okunması, güzel bir âdet olarak kabul edilebilir ve bu yönüyle de dinî açıdan herhangi bir sakınca taşımadığı söylenebilir.4Ayrıca BakınızEZAN OKUNURKEN YATILIR MI?EZANIN BİTMESİNİ BEKLEMEDEN NAMAZA DURMAKHZ. PEYGAMBER (SAV) EZAN OKUMUŞ MUDUR?EZAN VE KAMET DUASI NEDİR? HADİSLERDE GEÇER Mİ?EZANI RÜYASINDA GÖREN SAHABELERCENAZENİN BAŞINDA KUR'ÂN OKUMAKGIYABİ CENAZE NAMAZI KILMAK CAİZ MİDİR?KaynakçalarAhzâb, 33/56; Tirmizî, Deavât, 66; Ebû Dâvûd, Vitr, 23Buhârî, Cenâiz, 4.Sahîh-i Buhârî, Kitâbü's-Salât, hadis no: 458Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2018, s. 171.

6.056

İsrailiyat Rivayetlerine Nasıl Bakılmalıdır? Müslümanın Diğer Dinlerin Kitaplarını Okumasının Ölçüsü Nedir?

Peygamber Efendimiz, elinde Tevrat sayfalarıyla huzuruna gelen Hz. Ömer'e, “Ben size tertemiz bir din getirmedim mi?” anlamında ifadelerle tepki gösterirken diğer taraftan Hz. Zeyd b. Sâbit'e, Yahudilerin mektuplarını ve yazışmalarını takip edebilmesi amacıyla İbranice öğrenmesini emretmiştir.Bu iki hadise birlikte değerlendirildiğinde şu soru ortaya çıkmaktadır: Bir Müslümanın Kur'an dışında kalan diğer ilahî kitapları (Tevrat, Zebur ve İncil) veya başka dinlere ait eserleri tarafsız ve ilmî bir bakış açısıyla okumasının İslâmî ölçüsü ve sınırları nelerdir? İsrâiliyat rivayetlerine ve israili bilgilere nasıl yaklaşılmalıdır?

Hayrat İlmi Araştırmalar Derneği — bağış
Hayrat İlmi Araştırmalar Derneği

İlmi çalışmalarımıza destek olabilirsiniz

Sorularınızı titizlikle araştırıp cevaplayan ve sadece gönüllülerden oluşan ekibimize siz de destek olabilirsiniz.