Muhtelif Meseleler

08.04.2015

7245

Zerrat-ı Esasiye ve Ecza-yı Asliye

"Hem hiçten, yeniden bütün zîhayatın ordularını, bütün cesetlerinin taburlarında kemâl-i intizam ile, zerrâtı emr-i kün feyekûn ile kaydedip yerleştiren, ordular icat eden Zât-ı Zülcelâl, tabur-misâl, cesedin nizamı altına girmekle birbiriyle tanışan zerrât-ı esâsiye ve eczâ-yı asliyesini, bir sayha ile nasıl toplayabilir, denilir mi?" Bu cümlede geçen zerrât-ı esâsiye ve eczâ-yı asliyeden kasıt nedir?

10.04.2015 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Lugat mânâsı itibarıyla iki tabir birbirine yakındır; ancak aralarında ince bir fark vardır:

  • Zerrât-ı esâsiye, daha çok en küçük yapı taşlarına işaret eder.

  • Eczâ-yı asliye, o yapıyı meydana getiren ana parça ve kısımları ifade eder.

    Yani zerrât-ı esâsiye, organlarımızın ve uzuvlarımızın oluşmasının yapı taşları olan zerrelere işaret ederken; eczâ-yı asliye, organ ve uzuvlara işaret eder.

Bu sebeple cümlede her iki tabirin birlikte kullanılması, cesedin hem en küçük temel zerreleriyle hem de ana asli parçalarıyla yeniden toplanabileceğini kuvvetli bir şekilde ifade eder.

Zerrât-ı esâsiye ve eczâ-yı asliye ifadesi, insan bedeninin yaratılışında esas alınan, bedenin kuruluşunda vazife gören temel maddeleri anlatır.

Burada maksat, insanın cesedini teşkil eden ve ilâhî emirle tekrar bir araya getirilebilecek olan asli unsurlardır. Cümlede verilen mânâ şudur: Allah, ilk yaratılışta insan bedenini nasıl kusursuz bir düzenle kurmuşsa, öldükten sonra da o bedenin temel parçalarını yeniden toplamakta hiçbir zorluk çekmez.

Bu konuyu bize tarif eden bir âyet şöyledir:

Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ki O, ölüleri elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.1

Buradaki ifade özellikle haşrin kolaylığını anlatmak içindir.

Yani dağılmış, toprağa karışmış veya başka sûretlere girmiş gibi görünen maddelerin yeniden toplanması, insan nazarında zor görünse de, sonsuz kudret sahibi Allah için gayet kolaydır. Çünkü ilk defa yoktan yaratan, ikinci defa da elbette yaratır. Bu bakımdan “zerrât-ı esâsiye” denilince bedenin temel zerreleri; “eczâ-yı asliye” denilince de bedenin ana parçaları ve asli unsurları anlaşılır.

Bediüzzaman Hazretleri, bu hakikati farklı yerlerde de haşir bahsi içinde izah eder.

Meselâ insan bedeninin dağılmış parçalarının yeniden toplanmasının akıldan uzak olmadığını, bilakis Allah'ın kudretine nispetle pek kolay bulunduğunu vurgular. Risale-i Nur'da geçen şu ifadeler bu mânâyı açıkça gösterir:

Hem der ki: وَهُوَ الَّذِى يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِ Yani: Sizin haşirde iadeniz, dirilmeniz, dünyadaki hilkatinizden daha kolay, daha rahattır." Nasılki bir taburun askerleri, istirahat için dağılsa, sonra bir boru ile çağrılsa kolay bir surette tabur bayrağı altında toplanmaları; yeniden bir tabur teşkil etmekten çok kolay ve çok rahattır. Öyle de: Bir bedende birbiriyle imtizac ile ünsiyet ve münasebet peyda eden zerrat-ı esasiye, Hazret-i İsrafil Aleyhisselâm'ın Sûr'u ile Hâlık-ı Zülcelal'in emrine "Lebbeyk" demeleri ve toplanmaları; aklen birinci icaddan daha kolay, daha mümkündür. Hem, bütün zerrelerin toplanmaları belki lâzım değil. Nüveler ve tohumlar hükmünde olan ve hadîste "Acb-üz zeneb" tabir edilen ecza-i esasiye ve zerrat-ı asliye, ikinci neş'e için kâfi bir esastır, temeldir. Sâni'-i Hakîm, beden-i insanîyi onların üstünde bina eder.2

İşte umuma iman lâzım olan haşrin mertebesi şudur ki: İnsanlar öldükten sonra, ruhları başka makamlara gider. Cesetleri çürüyor. Fakat insanın cesedinden bir çekirdek, bir tohum hükmünde olacak "acb-üz zeneb" tabir edilen küçük bir cüz'ü bâki kalıp Cenab-ı Hak, onun üstünde cesed-i insanîyi haşirde halkeder, onun ruhunu ona gönderir.3

Kezalik birbiriyle ülfet peyda eden ve herbirisi yerini tanıyan ve bir derece yontulmuş taşlar gibi kesb-i letafet eden bedenin zerratı, ölüm ile dağıldıktan sonra, haşirde Hâlık'ın izniyle, İsrafil'in borusuyla o zerrat-ı asliye ve esasiye içtimaya davet edildikleri zaman, pek kolay içtima ederler ve beden-i insanîyi yine eskisi gibi teşkil ederler. Maahaza kudret-i ezeliyeye nispeten en büyük, en küçük gibidir; hiçbir şey o kudrete ağır gelemez.
Arkadaş! Zahire nazaran, haşirde ecza-yı asliye ile ecza-yı zâide birlikte iade edilir. Evet cünüp iken tırnakların, saçların kesilmesi mekruh ve bedenden ayrılan herbir cüz'ün bir yere gömülmesi sünnet olduğu ona işarettir. Fakat tahkike göre, nebatatın tohumları gibi "Acb-üz zeneb" tabir edilen bir kısım zerreler, insanın tohumu hükmünde olup, haşirde o zerreler üzerine beden-i insanî neşv ü nema ile teşekkül eder.4

İnsan bedenindeki bu asli parçaların ne olduğu meselesinde, bunları modern fen diliyle tek tek tarif etmekten ziyade, metnin verdiği ana mesaja dikkat etmek gerekir.

Çünkü burada asıl gaye biyolojik bir tahlil yapmak değil; öldükten sonra dirilmenin aklen, naklen ve kudreten mümkün ve kolay olduğunu göstermektir. Yani bedenin çözülmesi, dağılması veya başka varlıklara karışması, Allah’ın ilim ve kudreti karşısında hiçbir müşkil doğurmaz.

Sonuç olarak cümlede geçen zerrât-ı esâsiye ve eczâ-yı asliye, insan bedeninin kuruluşunda esas olan temel zerreler ve asli parçalardır.

Bu ifadeler, Allah’ın öldükten sonra insanı aynen veya uygun bir bedenle yeniden diriltmesinin son derece kolay olduğunu göstermek için kullanılmıştır. İlk yaratılış nasıl olmuşsa, ikinci yaratılış da aynı kudretle olur.

Kaynakçalar
  1. Rum 30/50

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 203

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 286

  4. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 53


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (1)

Allah razı olsun

21.04.2015

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız