Bahsettiğiniz kavramlar Kur'an'da şöyle geçmektedir:
Muhakkak ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, geceyi kendisini sür'atle taleb (ve ta'kib) eden gündüze örten Allah'dır.1
Melekler ve Rûh (Cebrâîl), mikdârı (sizce) elli bin sene olan bir günde O'na (arşına)çıkarlar.2
Sonra duman hâlinde bulunan göğü kasdetti de ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” dedi. (İkisi de:) “İtâat edenler olarak geldik!” dediler.3
Fahrettin Razi bu konuyu açıklarken Kur’an’daki zaman ifadelerinin Allah için değil, yaratılmış varlıklar için geçerli olduğunu söyler. Ona göre "altı günde yaratma" ifadesi Allah’ın gücünün aşamalı bir düzen kurduğunu anlatmak içindir; yoksa Allah’ın bir işi yapmak için zamana ihtiyacı yoktur demiştir.4 Nitekim Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Yani Allah zamanın içinde yaşayan bir varlık değildir, zamanı da yaratan O’dur. Bu yüzden Allah için "önce", "sonra", "gün", "gece" gibi zaman kavramları insanların anladığı anlamda geçerli değildir. Ancak Kur’an insanlara hitap eden bir kitap olduğu için, insanların anlayabileceği dil ve kavramlarla konuşur. Bu sebeple Kur’an’da bazen "gün", "önce", "sonra" gibi zaman ifadeleri geçebilmektedir. Dolayısıyla Kur’an’daki bu ifadeler mecazi ve öğretici bir anlatım olarak anlaşılmalıdır.
A'râf, 7/54.
Meâric, 70/4.
Fussilet, 41/11.
Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c. 10, s. 397-399.

