Zaman cemaat zamanıdır sözü yaşadığımız asrın iman, ahlak ve sosyal gerçekliğini tarif eden bir tespittir. Çünkü bu devirde haramlar şahsi hayatın her noktasına yayılmış, menfi, imanı zayıflatan cereyanlar ise şahıslar üzerinden değil, cemaat ve sistemler üzerinden hareket etmeye başlamıştır. Böyle bir ortamda Müslümanın yalnız kalması, farkında olmadan zayıf düşmesi anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim bu hakikati açık bir şekilde şöyle bildirir:
O hâlde hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'ân'a) sımsıkı sarılın ve parçalanmayın! 1
Aynı mana, hadislerde de kuvvetle vurgulanmıştır:
Allah’ın yardım eli cemaatin üzerindedir. 2
Cemaate devam et, çünkü kurt, sürüden ayrılanı yer. 3
Şüphesiz bir insan evinde kalıp namazını kılabilir, orucunu tutabilir, helal-haram hassasiyetine dikkat edebilir. Bu, onun şahsi sorumluluğunu yerine getirmesidir. Ancak bu asırda mesele sadece şahsi ibadet değildir. Çünkü tek başına ibadet etmek kişinin şahsi farzlarını kurtarır; fakat bu devirde iman ve İslam’ın muhafazası ferdi kuvvete bırakılmayacak kadar ağırdır. Zira iman, yalnız bireysel bir duygu değil korunması, aktarılması ve savunulması gereken bir hakikattir. Nitekim Üstad Bediüzzaman Hazretleri konuyla ilgili şunu söyler:
Evet, biz bir cemâatiz. Hedefimiz ve programımız; evvelâ kendimizi, sonra milletimizi i‘dâm-ı ebedîden ve dâimî berzahî haps-i münferidden kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşilikten ve serserilikten muhâfaza etmek ve iki hayatımızı imhâya vesîle olan zındıkaya karşı Risâle-i Nûr’un çelik gibi hakîkatleriyle kendimizi muhâfazadır.4
Buradan da anlaşılacağı üzere tebliğ, emr-i bi'l-ma'ruf, neslin imanını muhafaza gibi vazifeler ise ferdin tek başına omuzlayamayacağı kadar ağırdır. Bu noktada kişilerin bir araya gelip birbirlerine yardım etmeleri gerekmektedir. Yine Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati açık bir şekilde ifade eder:
“Nasıl ki dört beş adamdan iştirâk niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor.”5
İslam’ın cemaat anlayışı, sadece teorik bir çağrı değildir; ibadetlerin bizzat şekline yerleştirilmiştir. Beş vakit namazdan cuma namazına, bayram namazından hacca kadar pek çok ibadetin cemaatle eda edilmesi teşvik edilmiştir. Bununla ilgili peygamber efendimizin bir hadisi şu şekildedir:
Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi kat daha faziletlidir. 6
Hatta savaş gibi en zor şartlarda bile cemaatle namaz emredilmiş; ayrılık ve dağınıklık ise yasaklanmıştır. Bu da dinimizin ferdi bir köşeye çekilmeyi değil, birlikte olmayı esas aldığını gösterir. Kur'an'ı Kerim bu olayı şu şekilde haber verir:
Hem (sen) içlerinde bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, artık onlardan bir tâife seninle berâber (namaza) dursun; silâhlarını da (yanlarına) alsınlar! Secdeye vardıkları zaman ise hemen (diğer tâife) arkanızda bulunsunlar! Sonra namaz kılmamış olan diğer tâife gelip seninle berâber namaz kılsınlar, hem tedbirlerini hem silâhlarını alsınlar! 7
Bütün bunlarla birlikte menfi, olumsuz, şer ve kötü cereyanların topluluk halinde saldırması ve bir şahs-ı manevi oluşturmasından dolayı bu zamanda bu cereyanlara karşı kendimizi muhafaza etmek ve mücadele edebilmek için cemaat şeklinde ve şahs-ı manevi oluşturarak hareket etmemiz gereklidir.
Sonuç olarak, dinimiz ferdi ibadeti reddetmez; bilakis her Müslümanı şahsi kulluğundan sorumlu tutar. Ancak bu asırda imanın muhafazası ve İslami hizmetlerin selameti, ferdi gayretlerin ötesinde bir şahs-ı maneviye dayanmayı gerektirir. Bu sebeple bir cemaatin içinde bulunmak, kişinin imanını ve istikametini koruması adına kuvvetli bir siper hükmündedir.
Burada tercih edilecek cemaat meselesi de önemlidir. Ölçü, Kur’an ve Sünnet’i esas alan, Ehl-i Sünnet vel-Cemaat çizgisinden ayrılmayan, şahısları değil hakikati merkeze alan, ifrat ve tefritten uzak bir hizmet anlayışıdır. Cemaat, kişiyi hakikatten koparan bir yapı değil aksine hakikate ulaştıran bir vesile olmalıdır.
Al-i İmran, 3/103
Tirmizi, Fiten, 9
Ebû Dâvûd, Salât, 46
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2020, c.3, s. 375.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 172
Buhârî, Ezân, 30
Nisa, 4/102

