RİSALE-İ NUR

10.04.2013

5448

Vicdan Allah’ı Nasıl Tanır?

Lemaât’ta geçen “Vicdan Cezbesi ile Allah’ı Tanır” başlıklı paragrafı izah eder misiniz?

10.04.2013 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Öncelikle konunun daha iyi anlaşılması için vicdan kelimesinin ıstılahı manası üzerinde duralım. Şöyle ki:

Vicdan sözlükte bulmak, hışım, gadab, zenginleşmek, hüzün, sevgi, yoldan sapmak anlamında kullanılmaktadır. Felsefede vicdan, öncelikle lezzet veya acıyı her türlü açıdan ilk olarak hissetmeye denir. İkinci olarak ruhun idrak ve marifet ile öne çıkan bazı durumlar karşısında lezzet veya acıdan etkilenerek girdiği çeşitli hallere denir. Vicdan, nefsin/ruhun idrak etmesidir. Vicdan, insanın kendi veya başkalarının davranışları hakkında doğru veya yanlış şeklinde hüküm vermesini sağlayan kaidelerin bütünüdür. Bediüzzaman Hazretlerine göre vicdan, şuur sahibi fıtrata, manevi latifeye denir. Yani gayb ve şehadet âleminin kesiştiği/kavuştuğu nokta, berzah ve bu iki âlemden birbirine gelen şeylerin birleştiği yer olan şuur sahibi fıtrattır. Hz. Üstadın vicdan hakkında kalbe ait hislerin mazhar olduğu yer şeklinde farklı bir tanımı da bulunmaktadır. Hz. Üstada göre vicdan, akla bir penceredir. Akıl yaratıcısından gaflet etse dahi vicdan Sani'ini unutmaz. Kendisini unutsa dahi O'nu görür ve O'nu düşünür. Vicdanın muharriki kutsiyettir. Ziyası ise din ilimleridir. Hz. Üstada göre vicdanın irade, zihin, his ve latife olmak üzere dört unsuru vardır. Her birinin kendine göre gayeleri bulunmaktadır. İradenin ibadet, zihnin marifetullah, hissin Cenabı Hakk'ı sevmek, latifenin Allah'ın (cc) isim ve sıfatlarının tecellilerini müşahede etmektir.1

Bediüzzaman Hazretleri vicdanla lakalı olarak şöyle demektedir:

Vicdanda mündemicdir, bir incizab ve cezbe. Bir cazibin cezbiyle daim olur incizap. Cezbe düşer zi şuur, ger zülcemal görünse, etse tecelli daim pür-şaşaa bi hicab. Bir Vâcibü'l-Vücûda, sahib-i celâl ve cemâl, şu fıtrat-ı zi şuur kat‘î şehadet meab. Bir şâhidi o cezbe, hem diğeri incizab.2

İnsanın vicdanında çekilme ile kendinden geçme vardır. Tıpkı güçlü bir mıknatısın demir tozlarını kendine çekmesi gibi, bizim ruhumuz da farkında olsak da olmasak da mükemmelliğe, sonsuz güzelliğe ve güce doğru çekilir. Eğer bir çekim varsa, mutlaka o çekimi yapan bir çekici güç de olmalıdır. Bu, Cenab-ı Hakk'ın çekmesiyle olur. Eğer cemal sahibi olan Allah, vicdana görünse o zaman vicdan cezbeye gelir, kendinden geçer. Bu şekilde vicdan Allah'ın varlığına şahid olur. Bunun da delili cezbe ve incizabtır. Yani çekilme ve kendinden geçme hali ile şahid olur.

Bu meseleyi biraz daha açacak olursak, üç şey vardır ki, başka bir sebep olmadan zatında sevilir. Bunlar, cemal, kemal ve ihsandır. Yani  güzellik, mükemmellik ve iyilik, doğrudan sevilir. Bunların da kaynağı Cenab-ı Hak'tır. Asıl güzellik sahibi olan ve varlıklara güzellik veren O olduğu gibi, asıl mükemmellik sahibi olan da O'dur. Yine bütün iyilik ve ihsanların asıl sahibi de Allah'tır. 

Madem bu üç şey zatında sevilir. Bunların asıl kaynağı olan Zat-ı Zülcelal olan, Cenab-ı Hakk'a karşı da insanda, daha doğrusu vicdanda bir muhabbet vardır. Cenab-ı Hak cemaliyle, kemaliyle ve ihsanıyla vicdanı kendine çeker, vicdan da çekilir. Cenab-ı Hakk'ın cemalini, kemalini ve ihsanını gördükçe muhabbet artar. Bu arttıkça da daha fazla cezbe olur. Ve muhabbet artarak, aşk-ı İlahiye ulaşır. İşte bu cezbe ve incizab vicdanın Allah'a şahitliği olup, O'nu gösterir. Bediüzzaman Hazretleri başka bir eserinde bu konu hakkında şöyle demektedir:

Dördüncüsü: Akıl tatil-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse, vicdan Sani'i unutamaz. Kendi nefsini inkâr etse de, onu görür, onu düşünür, ona müteveccihtir. Hads ki, şimşek gibi sürat-i intikaldir, daima onu tahrik eder. Hadsin muzaafı olan ilham, onu daima tenvir eder. Meyelanın muzaafı olan arzu ve onun muzaafı olan iştiyak ve onun muzaafı olan aşk-ı İlahî, onu daima marifet-i Zülcelal'e sevkeder. Şu fıtrattaki incizab ve cezbe, bir hakikat-ı cazibedarın cezbiyledir.3

İnsan bazen dünya işleriyle meşgul olur, aklı hakikati düşünmeyi ihmal eder, hatta inkâra kadar gidebilir. Fakat vicdan tamamen susmaz. İnsan “yoktur” dese bile kendi varlığını inkâr edemez. “Ben varım” dediği anda bu varlığın bir sahibi ve yaratıcısı olması gerektiğini içten içe hisseder. Çünkü vicdanda ani bir kavrayış vardır, şimşek gibi çakar ve insanı Yaratıcısına yöneltir. Bu içten anlayış zamanla daha da kuvvetlenir, kalpte bir aydınlık meydana gelir ve insan Allah’ı hatırlamak ister. Önce küçük bir yönelme başlar, sonra bu, arzuya dönüşür. Arzu büyür iştiyak olur. İştiyak da en sonunda aşk derecesine çıkabilir.

Bunun sebebi şudur: İnsan yaratılışı gereği güzelliği sever, mükemmelliğe hayran olur ve kendisine yapılan iyiliğe karşı muhabbet duyar. Güzellik, mükemmellik ve iyilik doğrudan sevilir, başka bir sebep aramaz. Dünyadaki bütün güzelliklerin, kemallerin ve iyiliklerin asıl kaynağı ise Cenâb-ı Hak’tır. Vicdan bu yansımaları gördükçe asıl sahibine yönelir. Güzelliği gördükçe sever, nimeti hissettikçe bağlanır. Sevgi arttıkça kalpte çekilme yani incizab olur. Bu çekilme kuvvetlendikçe insan âdeta kendinden geçecek derecede bir cezbe hisseder. Demek ki vicdandaki bu yönelme ve coşkun sevgi kendi kendine değildir. İnsanı kendine çeken bir hakikat vardır. Çekilme varsa çeken vardır. İşte vicdanın bu hali Allah’ın varlığına fıtri ve güçlü bir şahitliktir.

Kaynakçalar
  1. Muhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s. 200.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 326.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 242.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız