Ahlak

13.05.2021

3523

Tevil İle Yalan Arasındaki Fark Nedir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Yalan ile tevil arasındaki fark nedir? Günümüzde çok popüler bir cümle hâline gelen "tevil yaptım" cümlesini artık yalandan ayırt edemez hâle geldik. Bakıyorsun, karşındaki kişi gözünün içine baka baka yalan söylüyor ama "tevil yaptım" diyor. Konuyu izah ettikten sonra sormak istediğim sorular şunlar:

1. Tevilin İslamiyet'te ve sünnette yeri var mı?

2. Yalan söylemektense tevil yapmak en iyisidir, desek doğru olur mu?

3. Zor anlarda veya zaruret zamanlarında tevil yapmamız ne kadar doğru? Caizliği noktasında fetvası var mı?

01.07.2021 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Yalan ile tevil aynı şey değildir. Tevil; herhangi bir şeyi varacağı hedefe ulaştırmak, yönetmek, idare etmek, dönmek, yönelmek, bir nesneyi bir nesneye döndürmek anlamında kullanılmaktadır. Istılahi anlam olarak ise tevil, mânâları kitap ve sünnete aykırı olmayan muhtemel mânâlardan bir mânâya yönlendirmek ve kesin olarak böyledir demeden muhtemel anlamlardan birini tercih etmektir. Tevil aynı zamanda bir söz veya davranışa bilinen anlamından başka bir anlam verme, başka bir mânâ ile yorumlama anlamındadır.

Yalan ise; olması gerekenin zıddına bir şeyi söylemektir. Doğruyu ve gerçeği terk edip aksini söylemektir. Yalan, küfrün esası, münafıklığın birinci alameti, ilâhî kudrete iftira, ilâhî hikmete de zıttır. Ahlâkı bozan, İslâm dünyasını zehirleyen, insanlar arasındaki fesadın sebebi yalandır. Bunlardan dolayı tevil yaptım diyerek karşı tarafı kandırmaya yönelik sözler meşru/helâl kabul edilemez.

Tevil ve tariz için Hz. İbrahim'in (as) olayı örnek verilebilir. Bütün putları kırıp baltayı en büyük putun omzuna koyan Hz. İbrahim’in (as), “Belki onu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun1” demesi gibi. Zira Hz. İbrahim (as) esasen putların asla böyle bir kudretlerinin ve konuşma imkânlarının olmadığını biliyordu. Kavmine bir mesaj için sözü tevil/işâret yoluyla başka bir yöne çekerek “Belki onu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun” demiştir. Bu ifadede yalan yoktur; tarîz, tevil vardır.

Tevilin İslâmiyette Yeri Var Mıdır?
Evet, vardır; fakat bu, hakikati bozmak ve insanları aldatmak için değil, zararı defetmek, fitneyi önlemek, kalp kırmamak veya sulhu temin etmek gibi meşrû maksatlarla sınırlıdır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde açıklar:

Fakat kinâye veya ta‘rîz suretiyle, yani gayr-i sarîh bir kelime ile söylenilen yalan, kizbden sayılmaz.2

Açıkça yalan söylemeden, bir sözü kinâyeli, üstü kapalı veya dolaylı şekilde ifade etmek, her zaman kizb yani doğrudan yalan sayılmaz. Çünkü burada maksat, hakikatin tam zıddını söylemek değil; sözü başka bir ihtimalli mânâya sevk etmektir. Ancak bu ifade, insanları aldatmanın câiz olduğu mânâsına gelmez. Eğer kinâye ve ta’rîz, muhatabı kandırmak için kullanılıyorsa, bu ruhsat suistimal edilmiş olur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu şu şekilde değerlendirir:

Evet, kat‘î ve zarûrî bir maslahat için mesâğ-ı şer‘î vardır. Fakat, hakîkate bakılırsa, maslahat dedikleri şey bâtıl bir özürdür. Zîrâ usûl-ü şerîatta takarrur ettiği vecihle, mazbût ve mikdarı muayyen olmayan bir şey, hükümlere illet ve medâr olamaz. Çünki mikdarı bir had altına alınmadığından sû’-i isti‘mâle uğrar. Maa-hâzâ, bir şeyin zararı menfaatine galebe ederse, o şey mensûh ve gayr-i mu‘teber olur. Maslahat, o şeyi terk etmekte olur. 3

Bir işte fayda bulunduğunu söylemek, o işi tek başına meşru ve helâl hâle getirmez. Bir ruhsattan söz edilebilmesi için, ortada gerçekten kesin ve zaruri bir maslahat, fayda bulunmalıdır. Aksi takdirde, sınırı belli olmayan fayda anlayışı kişiden kişiye değişir; herkes kendi arzusunu maslahat gibi göstermeye başlar ve bu da suistimale yani kötüye kullanmaya yol açar. Ayrıca bir işte bazı menfaatler bulunsa da zararı faydasından fazla ise artık o iş muteber olmaz. Böyle bir durumda gerçek maslahat, onu yapmakta değil, terk etmektedir.

"Yalan Söylemektense Tevil Yapmak En İyisidir" Demek Doğru Mudur?
Kayıtsız şartsız böyle denilemez. Asıl olan doğruluktur. Müslümanın sözü doğru olmalıdır. Ancak her doğruyu her yerde, her tarzda söylemek de uygun olmayabilir. Eğer bir kimse yalana düşmeden, kimseyi aldatmadan, meşru bir maslahat için tariz, kinâye ve tevil ile konuşabiliyorsa, bu yalandan elbette farklıdır ve bazı hâllerde tercih edilebilir. Fakat bu kapı çok dikkatli kullanılmalıdır. Çünkü insanların büyük kısmı “tevil” adı altında gerçekte muhatabı yanıltmakta ve yalana düşmektedir.
Zor Zamanlarda Veya Zaruret Hâllerinde Tevil Yapmak Caiz Midir?
Evet, bazı zaruri durumlarda câiz olabilir. Bilhassa fitneyi önlemek, iki kişinin arasını düzeltmek, daha büyük bir zararı defetmek gibi hâllerde tariz, kinâye ve tevil yoluna başvurulabilir. Nitekim bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

İnsanların arasını bulmak için hayırlı haber götüren (veya hayırlı söz söyleyen) kimse yalancı sayılmaz. 4

Fakat burada önemli bir ölçü vardır. Eğer söz, muhatabın kastettiği mânâyı bozup onu aldatıyorsa, bu tevil değil, yalandır. Demek ki muhatabı kandırmak, aldatmak ve yanıltmak tarzında yapılan söz oyunları ya da teviller yalandır.

Konunun daha iyi anlaşılması için birkaç misal verelim: Mesela ev sahibi misafirine “İyi gecelediniz mi?” dese, misafir de aslında rahat edememiş olmasına rağmen sokakta kalmaktan daha iyi olduğu düşüncesiyle “Elhamdülillah, çok şükür.” dese, bu ifadesi yalan olmaz. Belki bu ifadede, lafzın ifade ettiği anlamın telvîh/işâret yoluyla başka bir yöne çevrilmesi söz konusudur.

Yine ev sahibi misafirine, “Yemekler nasıldı?” diye sorsa, misafir yemekleri beğenmemiş olsa bile başka yemeklere kıyas yaparak onlara göre çok güzeldi diye kastederek “Elhamdülillah, maşallah güzeldi.” dese, yine yalan söylemiş olmaz. Çünkü bu ifadesiyle muhatabını aldatmış ya da kandırmış değildir. Kinâye veya ta’rîz suretiyle açık olmayan, üstü kapalı bir ifade kullanmıştır.

Bir müdür çalışanına “Hesapları yaptın mı?” dese, çalışan da aslında yapmadığı hâlde başka hesapları kastederek “Evet, yaptım.” dese, bu yaptığı tevil değil, yalancılıktır ve âmirini kandırmaktan başka bir şey değildir.

Aynı şekilde bir baba çocuğuna “Oğlum! Bugün okula gittin mi?” dediğinde, çocuk okula gittiği hâlde derslere girmese ve babasına “Evet, okula gittim.” dese, çocuk şeklen doğru söylediği hâlde babasının kastına göre yalan söylemiş olur. Çünkü babasının kastı, çocuğun derslere girip girmediğini öğrenmektir. İşte olaylarda buna benzer ifadeler kullanmak tevil ya da tarîz değil, yalandır.

Bazen de söylenen sözün örf ve âdetlerde genel kabul görmüş bir mânâsı varken onun dışında bir mânânın kastedilmesi ve karşı tarafın yanıltılması da açık bir yalan olur. Bu hususa da çok dikkat etmek gerekir.

Demek te’vilin olur olmaz yerlerde yanlış kullanımı, yalana ve yalancılığa kapı açar. Nihayette hem büyük günah kazanılmış hem de toplumda insanların birbirine olan güven ve itimatları ciddi olarak sarsılmış olur. Böyle bir vaziyet ise İslâm toplumu için çok ciddi bir zarardır.

Sonuç olarak, kişi hem te’vil ve yalan ayrımını hem de neyi nasıl ifade edeceğini çok iyi bilmelidir. Yalandan şiddetle uzak durup her daim doğruluk üzere hareket etmelidir. Çok çok zaruri durumlarda da İslâmın ölçüleri çerçevesinde tarîz veya kinâye yoluna başvurmalıdır.

Kaynakçalar
  1. Enbiyâ, 21/63.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, 86.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, 86.

  4. Buhârî, Sulh, 2.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız