Tevbe etmek, insanın samimi bir şekilde Allah’a yönelip yaptığı günahlardan pişman olması ve bir daha işlememeye karar vermesidir. Nasuh tevbesi denilen hakiki tevbe, Allah’ın izniyle önceki günahların affına vesile olur. Nitekim birçok ayet ve hadiste, samimi tevbenin günahları sildiği bildirilmiştir. Fakat insan tevbe ettikten sonra tamamen hatasız bir hale gelemeyebilir. Çünkü imtihan devam etmektedir. İnsan bazen yine hata edebilir, gaflete düşebilir. Bu sebeple önemli olan, kalbin sürekli Allah’a yönelmiş olması, günah işlediğinde pişman olup yeniden tevbe edebilmesi ve tevbe halini hayatında canlı tutmasıdır. Bu konudaki bazı ayet ve hadisleri aktaracak olursak;
Ancak tevbe edip îmân eden ve sâlih bir amel ile amel eden müstesnâ. İşte onlar var ya, Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Çünki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.1
Hem kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah'dan mağfiret dilerse, Allah'ı Gafûr (çok bağışlayıcı), Rahîm (çok merhamet edici) olarak bulur.2
Günahına tövbe eden, onu hiç işlememiş gibidir.3
Abdullah İbnu Amr radıyallahu anh arılatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: Allah Teala hazretleri, kulun tevbesini, can boğaza gelmedikçe kabul eder.4
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Günahlarınız semaya ulaşacak kadar çok bile olsa, arkadan tevbe etmişseniz, günahınız mutlaka affedilir.5
Bu bağlamda değerlendirildiğinde, namaz gibi farz ibadetler veya tesettür gibi Allah’ın emri olan meselelerde, kişi yıllarca eksik yaşamış olsa bile samimi şekilde tevbe edip ibadet hayatına yönelirse bu çok büyük bir dönüşümdür ve Allah’ın rahmeti çok geniştir. Ancak âlimler, terk edilen namazların ve oruçların bir borç olduğunu ve kaza edilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Eğer kişi tevbe etmiş, elinden geldiğince eksiklerini tamamlamaya yönelmiş fakat bütün borçlarını bitiremeden vefat etmişse, Allah'ın rahmetini ummalıdır. Burada belirleyici olan şey kişinin inkâr etmeden, samimi bir pişmanlıkla Allah’a yönelmiş olmasıdır. Çünkü Allah kullarının kalbini, niyetini ve samimiyetini bilir. Ümit ile korku arasında olmak gerekir. Allah hem çok merhametlidir hem de adalet sahibidir.
Furkan, 25/70.
Nisa, 4/110.
İbn Mâce, Zühd, 30.
Kütübü Sitte, Tevbe, 7274.
Kütübü Sitte, Tevbe, 7270.

