Duha, Arapça “ضُحى” kelimesidir; güneşin doğup yükselmeye başladığı kuşluk vaktini ifade eder. Yani sabahın ilk anları (tan yeri ağarması ve güneşin yeni doğduğu vakit) geçtikten sonra, güneşin biraz yükselip ortalığın iyice aydınlandığı zaman dilimidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelime hem vakit ismi olarak geçer hem de Sûre-i Duhâ’ya isim olmuştur. Sûre, kuşluk vaktine yeminle başlar ve Resûl-i Ekrem’e (asm) hitaben Allah’ın terk etmediğini, âhiretin dünya hayatından daha hayırlı olduğunu, geçmiş nimetleri hatırlatarak şükür ve merhamet düsturlarını ders verir.
“Kuşluk vaktine yemin olsun. Geceye de yemin olsun, sükûnet bulduğu zaman. Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.”
Duha vaktinin dinî hayattaki yeri bakımından da “kuşluk namazı” (Duha namazı) bu vakitte kılınır. Duha namazı, nafile bir namazdır; vakti kuşluk vaktidir.
Özetle:
Duha: Kuşluk vakti; güneşin doğup yükselmesinden sonraki aydınlık zaman.
Sûre-i Duhâ: Kuşluk vaktine yeminle başlayan, Allah’ın Resûl-i Ekrem’e (asm) hususî inayetini ve âhiretin üstünlüğünü bildiren sûre.
Duha namazı: Kuşluk vaktinde kılınan nafile namaz.
Dipnot (Kaynakça) bunu kaynakça verdiğinde bu şekilde vermen gerekiyor12
Kur’ân-ı Kerîm, Sûre-i Duhâ, 93:1-11.
Hadîs kaynaklarında Duha namazının faziletine dair rivayetler: Buhârî, “Teheccüd”; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”.

