Bu tür sorular genellikle modern dönem zihniyetinin "övülmek istemek" veya "kendini övmek" gibi kavramları insan psikolojisi üzerinden değerlendirmesinden doğmaktadır. İnsanlar arasında sürekli övülmek istemek çoğu zaman kibir, eksiklik veya takdir ihtiyacından kaynaklanır. Bu yüzden bazı kişiler Kur’ân’da Allah’ın kendisini övmesi veya kullarından ibadet istemesi gibi ifadeleri gördüğünde, bunu insani bir davranış gibi değerlendirip "Gerçek bir yaratıcı böyle bir şey istemez" şeklinde bir itiraz dile getirebilmektedir.
Ancak bu yaklaşımda temel bir hata vardır: Yaratıcı ile yaratılmışı aynı psikolojik ölçülerle değerlendirmek doğru değildir. İslam düşüncesinde Allah’ın kendisini övmesi veya ibadeti emretmesi, bir ihtiyaçtan değil, hakikati bildirmek ve insanın yaratılış gayesini öğretmekten kaynaklanır. İnsanların övülmeye ihtiyaç duyması eksiklik göstergesidir. Fakat mutlak kemal sahibi olan Allah’ın kendi kemalini bildirmesi, eksiklik değil hakikatin beyanıdır.
Öncelikle bu sorunun daha kolay anlaşılabilmesi için "ego" kavramının ne anlama geldiğini doğru şekilde kavramak gerekir. Ego; “ben, benlik ve bencillik” anlamlarına gelen bir kavramdır. En belirgin özelliği ise kişinin kendisini başkalarıyla kıyaslayarak onlardan üstün olduğunu iddia etmesi ve bu üstünlüğü göstermeye çalışmasıdır. Başka bir ifadeyle ego, insanın kendisine rakip gördüğü kişiler karşısında ortaya çıkan bir üstünlük taslama hâlidir.
İnsan genellikle egosunu, kendisiyle aynı seviyede gördüğü veya kendisine rakip saydığı kimselere karşı sergiler. Buna karşılık insan, kendisinden çok daha aşağı seviyede gördüğü bir varlığa karşı ego gösterme ihtiyacı duymaz. Çünkü onu zaten rakip olarak görmez.
Mesela bir bitki, bir hayvan veya kundaktaki bir bebek, insanın seviyesinden çok daha aşağı kabul edildiği için insan bu varlıklara karşı üstünlük taslama ihtiyacı hissetmez. Bir insanın bir ağaca karşı “ben senden üstünüm” diye bir tavır takınması ne kadar anlamsız ve hatta komik görünürse, bunun sebebi ortada gerçek bir kıyas ve rekabet zemininin bulunmamasıdır.
Aynı mantıkla düşünüldüğünde, sonsuz kudret sahibi olan Allah’ın bir rakibi, dengi veya kendisine rakip olacak seviyede bir varlık bulunabilir mi ki ego hâline bürünüp üstünlük taslamaya ihtiyaç duysun? Sonsuz kudrete sahip bir yaratıcı ile sınırlı ve sonradan yaratılmış bir insan arasında gerçek anlamda bir kıyas yapılması zaten mümkün değildir. Bu nedenle Allah’ın kendi yarattığı kullarına karşı “üstünlük taslaması” gibi bir durumdan söz etmek, bir insanın bir ağaca karşı üstünlük taslamaya çalışması kadar anlamsız bir düşünce olur.
Kendisini övme konusu; Allah, kitabı olan Kur’ân-ı Kerim’de kendisinden bahsederken yer yer “Ben” kelimesini kullanması ve kendisini “en bilgili”, “en şefkatli”, “en kudretli”, “her şeyi duyan, gören” ve “her şeyin yaratıcısı” gibi sıfatlarla anması, ilk bakışta kendisini övme olarak algılanabilir. Fakat övgü, övünme veya egonun “kendinde olmayan vasıfları kendinde varmış gibi göstermekle” olduğunu gözden kaçırmamak lazımdır. Mesela, ressam olan birisinin kendisinin resim yaptığından bahsetmesi övünme değildir çünkü zaten kendisinde var olan bir vasfı dile getirmiştir. Bu bağlamda Allah, kendisinde zaten var olan ve bütün kâinatta bize göstermiş olduğu ilmini, kudretini, şefkatini ve yaratıcılığını dile getirmektedir.
Kurban kesme meselesi de yukarıda bahsettiğimiz usul ve ölçüler çerçevesinde değerlendirildiğinde, konunun aslında ne kadar egoistlikten (haşa) uzak olduğunu açıkça göstermektedir. Zira "Kurban Bayramı" vesilesiyle milyonlarca ihtiyaç sahibi insanın et ihtiyacının karşılanması, toplumda yardımlaşma ve paylaşma duygularının güçlenmesi gibi çok önemli sosyal faydalar ortaya çıkmaktadır. Böylece kurban ibadeti, insanlara dayanışmanın önemini hatırlatan ve toplumun menfaatini gözeten bir uygulama hâline gelmektedir. Bu sebeple kurban kesme uygulamasını yadırgamak veya eleştirmek şöyle dursun, aksine takdir edilmesi gereken bir yönünün bulunduğu açıktır. Bu yönüyle kurban ibadeti, toplumsal yardımlaşmayı canlı tutmayı hedefleyen ve sosyal hayatın düzenine katkı sağlayan İlâhî bir tavsiye olarak anlaşılmalıdır.
Egonun ve egoistliğin bir diğer anlamı da yalnızca kendini düşünen, kendi menfaatini ön plana çıkaran ve sürekli kendisini merkeze alan bir anlayıştır. Halbuki Allah’ın insan için bu kadar çeşitli nimetler hazırlaması, yeryüzünü adetâ bir sofra gibi binlerce nimetle donatması ve insanın istifadesine sunması, O’nun kullarına ne kadar değer verdiğinin açık bir göstergesidir. Bununla birlikte bitkilerin ve hayvanların ihtiyaçlarının karşılanması, tabiat düzeni içerisinde canlıların rızıklarının temin edilmesi ve insan eli karışmadığı sürece tabiatın dengeli bir şekilde işlemesi de bizlere merhamet sahibi bir yaratıcıyı göstermektedir.
Ayrıca Allah’ın yarattığı kullarına bu kadar nimet ihsan ettiği hâlde, kendisine inanmayan, hatta inkâr edip hakaret eden ve bunu adetâ bir alışkanlık hâline getiren pek çok insana dahi aynı havayı, aynı suyu ve aynı rızkı vermeye devam etmektedir. Bu durumda O’nun ne kadar merhametli ve egoistlikten uzak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim egoist bir insana hakaret edildiğinde vereceği tepkinin nasıl olacağı az çok bellidir. Oysa dünyada yaratıcıya inanmayan ve hatta ona hakaret eden milyonlarca insan bulunmasına rağmen, bu kişilere verilen nimetler diğer insanlardan farklı değildir.
İşte bütün bu açılardan bakıldığında Allah hakkında "egoist" gibi bir nitelendirme kullanmak, hem vicdan ve insaf ölçülerinden uzaklaşmak hem de aklın açıkça gösterdiği gerçekleri görmezden gelmek anlamına gelmektedir.
İbadet konusu ise; Aslında yüce yaratıcının bizden istemiş olduğu tüm istekler, haşa kendi menfaati için değil, bizim menfaatimiz içindir. Nasıl ki en basit bir makine veya cihazda bile bir kullanım kılavuzu vardır. O kılavuz, o makine veya cihazın nasıl çalışacağını ve doğru kullanımını bize söylemektedir. Kılavuzu yazanın yazma amacı ise bizim menfaatimizedir. Aynen öyle de insan da etten kemikten yaratılmış bir cihaz, bir makine gibidir. Yaratıcımız olan Allah ise insan makinesini nasıl kullanmamız gerektiğini bize kitabı olan Kur’an’da bildirmiştir. Bu açıdan baktığımızda Allah’ın bizden ısrarla istemiş olduğu ibadetler, aslında bizim için olmakla beraber bize karşı rahmetinin de en açık göstergesidir.
Mesela bir öğretmenin öğrencilerine her gün derslerine çalışmalarını söylemesi egoistlik olarak yorumlanabilir mi?
Bir komutanın her gün askerlerine talim yaptırması egoist olduğuna kanıt olarak gösterilebilir mi?
Veya bir anne-babanın şefkatlerinin bir gereği olarak çocuklarına her gün defalarca bazı kötülüklerden uzak durmalarını söylemesi, egoist oldukları anlamına mı gelir? Tabii ki de gelmez…
Aynen öyle de bizim sadece maddi vücuttan ibaret olmadığımız, ruhumuzun yani manevi bir boyutumuzun da olduğu bir gerçek değil midir? Maddi bedeni doyurduğumuz gibi ruhumuzu da doyurmamız gerekmez mi? İşte bizi yaratan, bizi bizden daha iyi bildiği için ruhumuzun, vicdanımızın ve kalbimizin gıdası olan ibadetleri bizim faydamıza olarak bu denli ısrarla bize tavsiye etmektedir. Nitekim bu tavsiyeye hakiki manada uyan insanların gerek tarihimizde gerekse günümüzdeki olumlu hâli ortadadır. Bu bağlamda Allah’ın bizim ibadetimize hiçbir ihtiyacı yokken ve menfaati dâhilinde bir durum değilken, haşa onu egoistlik ile itham (suçlama) etmek, bu ithamı gerçekleştiren kişinin kendi egoistliğinden kaynaklanmaktadır.
Sonuç olarak Allah’ın ibadet istemesi veya kurban gibi ibadetleri emretmesi, -haşa- bir ihtiyaçtan ya da egoistlikten değildir. İnsanın manevi gelişimini ve toplumun düzenini hedefleyen hikmetli bir İlâhî yönlendirmedir. Yaratıcı ile yaratılmışı aynı psikolojik ölçülerle değerlendirmek çok büyük bir hata ve yanlış olur. Bu nedenle Allah hakkında "egoistlik" gibi bir nitelendirme yapmak, hem akli hem de vicdani ölçülerle bağdaşmamaktadır.

