RİSALE-İ NUR

06.12.2018

4432

Sebeplerin Hakiki Tesiri Neden Yoktur?

"Demek esbâbın te’sîri yok. Müsebbibü’l-esbâbdan başka bir melce’ olamadığını aynelyakîn gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nûr-u tevhîd içinde inkişâf ettiği için, şu münâcât birdenbire geceyi, denizi, hûtu musahhar etmiştir." Risale-i Nur'da geçen bu cümlede, sebeplerin tesirinin olmaması ve müsebbibü’l-esbâb tabirlerini açıklayabilir misiniz?

06.12.2018 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Sebeplerin tesiri yok ifadesi, sebeplerin hakiki manada icraat sahibi, müstakil fail ve neticeyi bizzat yapan güçler olmadığını bildirir. Sebepler birer perdedir; yaratan, idare eden, kurtaran yalnız Allah’tır. “Müsebbibü’l-esbâb” ise sebepleri de yaratan, sebepleri neticelere bağlayan ve her şeyin arkasındaki hakiki fail, fiil sahibi olan Cenab-ı Hak demektir.

Hz. Yunus (as) kavmini Allah’a imana ve itaate davet etti. Fakat kavmi uzun müddet bu davete karşı geldi ve inkârda ısrar etti. Bunun üzerine Yunus (as) kavminden ayrıldı. Bir gemiye bindi. Deniz yolculuğu esnasında şiddetli bir fırtına çıktı. Gemidekiler yükü hafifletmek ve bir çare bulmak için kura çektiler. Kura Yunus'a (as) çıktı. Bunun üzerine denize atıldı. Denize düşünce büyük bir balık onu yuttu. Böylece karanlık gece, dalgalı deniz ve balığın karnı içinde son derece dehşetli bir vaziyette kaldı.

Gece karanlık, deniz fırtınalı, balık yutmuş, her taraftan ümit kesilmişti. Böyle bir anda balığın kendi kendine merhamet etmesi, denizin durulması, gecenin aydınlanması gibi şeyler düşünülemez. Çünkü bunların her biri ayrı bir sebep gibi görünse de Yunus'u (as) kurtarmak için hepsinin birden aynı anda emre girmesi gerekir. İşte bu anda Yunus (as) لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَ (Senden başka ilâh yoktur; sen her türlü noksanlıktan münezzehsin! Gerçekten ben, nefsine zulmedenlerden oldum!) münacatını okudu. Bütün acz ve fakrını da şefaatçi yapıp Müsebbibü’l-esbâb, yani sebepleri de yaratan tek yaratıcı Allah’a sığındı. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu şu şekilde ifade eder:

Müsebbibü’l-esbâbdan başka bir melce’ olamadığını aynelyakîn gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nûr-u tevhîd içinde inkişâf ettiği için, şu münâcât birdenbire geceyi, denizi, hûtu musahhar etmiştir. O nûr-u tevhîd ile, hûtun karnını bir tahtelbahir gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağvârî emvâc dehşeti içindeki denizi, o nûr-u tevhîd ile, emniyetli bir sahrâ ve bir meydân-ı cevelân ve tenezzühgâh eyleyerek, yine o nûr-u tevhîd ile semâ yüzünü bulutlardan süpürüp, kameri bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. 1

Yapılan bu münacat ve yakarış neticesinde gece, deniz ve balık onun aleyhinden çıkıp lehine döndü. Balık bir gemi, deniz emniyetli bir yer oldu, gökyüzü bulutlardan kurtulup ay bir lamba hükmüne getirildi. Önceden kendisini tehdit eden varlıklar, Allah’ın emriyle Hz. Yunus’a (as) dostluk yüzünü gösterdi; nihayetinde de tehlikeden kurtulup emniyet ve huzura çıktı.

Sonuç olarak, insanın karşılaştığı maddi ve manevi fırtınalarda, içinden çıkılmaz gibi görünen karanlık durumlar ve musibetler karşısında sebeplere takılıp kalınmamalı, tek yaratıcı olan Allah'a sığınılmalıdır. Çünkü sebepler yaratıcı değildir. Onlar sadece birer perde hükmündedir.
Nasıl ki Yunus (as), sebeplerin tamamen etkisiz kaldığı, hiçbir gücün ve maddi çarenin fayda veremeyeceği o dehşetli durumda aczini ve fakrını anlayıp doğrudan doğruya Müsebbibü’l-esbâb olan Allah’a yönelerek kurtuluşa ermişse; insan da hayatın fırtınalarından ancak O’na sığınarak selamete çıkıp kurtulabilir.

Bu kıssa bizlere, eşyanın ve olayların arkasındaki asıl kudret elini görmeyi, en çaresiz anlarda dahi ümitsizliğe düşmeden hakiki kurtarıcı olan Cenab-ı Hakk’a samimiyetle iltica etmeyi ders vermektedir. Unutulmamalıdır ki O’nun rızası ve emri dahilinde en korkunç zindanlar birer saraya, en şiddetli fırtınalar emniyetli birer limana ve en büyük tehlikeler birer rahmet tecellisine dönüşür. Gerçek fiil sahibi ve tek sığınılacak, sebepleri de neticeleri de elinde tutan Yüce Allah’tır.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 2-3.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız