Sahabe, lügatte can ciğer dost manasında olup, İslam dininin ilmî bir tabiri olarak da Resûl-i Ekrem’i (asm) mümin olarak görmüş ve mümin olarak vefat etmiş kimseler için kullanılır. Hadis âlimlerinin çoğunluğunun görüşüne göre sahâbî olmak için Resûl-i Ekrem’i (sav) uyanık iken bir an bile görmek yeterlidir. Kendisiyle uzun zaman beraber olmak, yolculuk etmek veya gazâya gitmek ya da kendisinden hadis rivayet etmek şart değildir. Abdullah b. Ümmü Mektûm gibi âmâ olduğu için Hz. Peygamber’i (asm) göremeyen, ancak onunla karşılaşıp sohbet edenlerle Mekke’nin fethi ve Vedâ haccında olduğu gibi kendisiyle doğrudan ilişki kurarak sohbet etme imkânı bulamayan, fakat Resûlullah’ın (sav) kendilerini gördüğü kimseler de sahâbîdir. Resûlullah (sav) ile görüşüp sohbet eden bir sahâbînin Müslüman olarak ölmesi de şarttır.1
Hadis usûlünde mütevatir haber; yalan üzerinde birleşmeleri aklen mümkün olmayan çok sayıda râvînin, her tabakada yine çok sayıda râvî ile naklettiği haber demektir. Bu tür rivayetler kesin bilgi (yakîn) ifade eder. Buna karşılık tek veya sınırlı sayıda râvî ile gelen rivayetlere âhâd haber denir.
Bir kimsenin sahâbî ve güvenilir olması, onun rivayet ettiği hadisin mütevatir olup olmamasından ayrı bir meseledir. Ehl-i sünnet usûlünde sahâbenin tamamı “güvenilir” kabul edilir. Bu, onların yalan isnadıyla itham edilmeyeceği anlamına gelir. Fakat bu, her rivayetlerinin mütevatir olduğu anlamına gelmez. Ehl-i sünnet itikadına göre, peygamberlerden sonra en yüksek manevi makam sahipleri sahabelerdir. Onların üstün fazileti, Kur’ân ve hadislerle sabittir. Sahabiler, Kur’ân’da şu övgüye mazhar olmuşlardır:
Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah’a inanırsınız.2
Abdullah Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 2009, s.492
Âl-i İmrân 3/110

