Tesettür Risalesi'nde İslâmî giyimin şeklinden ve ölçülerinden ziyade; tesettürün ilâhî bir emir olduğu, yaradılışa uygunluğu, kadınlar için bir hürmet ve muhafaza vesilesi olduğu, aile hayatının selametiyle alakası ve tesettürsüzlüğün zararları anlatılmaktadır. Risale-i Nur'da erkeklere mahsus, müstakil bir “tesettür risalesi” yoktur; fakat erkekler için de tesettürle ve Sünnet-i Seniyye ile alâkalı ölçüler farklı risalelerde geçmektedir.
İslâmî giyimin nasıl olması gerektiğini genel hatlarıyla kısaca ifade etmeye çalışalım:
Öncelikle giyilen kıyafet erkek ve kadın için avret mahallini tamamen kapatmalıdır. Vücudu gösterecek şekilde ince ve şeffaf olmamalıdır. Vücut hatlarını belli edecek şekilde dar olmamalıdır. Gayrimüslimlerin sembolik kıyafetleri giyilmemelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sırf kibir için herhangi bir elbisenin giyilmesini de yasaklamıştır. Ayrıca birçok hadiste ipek elbisenin erkekler için haram olduğu ifade edilmiştir. Erkeklerin kadın elbisesi, kadınların da erkek elbisesi giymesi de caiz değildir.
Görüldüğü gibi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) belli bir elbise modeli üzerinde durmamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve dört halife devrinde İslâm ülkesinin sınırları genişlemiş ve İslâm'a yeni giren toplumlar olmuştur. Fakat bunlardan kıyafetlerini değiştirmeleri ve özel bir kıyafete bürünmeleri istenmemiştir. Ancak yukarıda zikrettiğimiz özellikler gibi tesettür ve giyim noktasında bazı sınırlar konulmuştur.1
Yine Risale-i Nur'da sakalla alakalı hususi bir bahis yoktur. Fakat Risale-i Nur'a dahil olmuş bir mektubunda Bediüzzaman Hazretleri, sünnetin önemli edeplerinden biri olan sakalla alakalı şunları söylemiştir:
Sakal mes’elesi ise: Bu bir sünnettir, hocalara mahsûs değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmî hücûmlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inâyet-i İlâhiye olduğunu isbât etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risâle-i Nûr’a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.
Bazı âlimler “sakalı tıraş etmek câiz değildir” demişler. Murâdları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terketmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günâh-ı kebîreden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukābil, Risâle-i Nûr’un irşâdıyla, yirmi sene haps-i münferid hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik. İnşâallâh o sünnetin terkine bir keffârettir.2
Bediüzzaman Hazretleri, sakalın sünnet olduğunu, ama sadece hocalara ait olmadığını, küçük yaştan beri sakalsız olduğunu ve bunda bir hikmet bulunduğunu söylüyor. Sakal bırak(a)mayışının hikmeti olarak; resmî baskılar sırasında bazı arkadaşlarının sakallarının kestirildiğini, kesilen kendi sakalı olsa buna dayanamayacağını ve bunun Risale-i Nur’a büyük zarar vereceğini ifade ediyor. İkinci bir meseleyi ise bazı âlimlerin sözünü açıklayarak anlatıyor. 'İşin doğrusu, sakalı bırakıp sonra kesmek haramdır; hiç bırakmayan ise sadece bir sünneti terk etmiş olur.' diyor. Sonuç olarak Bediüzzaman Hazretleri, bu devirde büyük günahlardan kaçınmanın ve yirmi yıllık sıkıntılı hizmet hayatının, bu sünnetin terkine bir kefaret sayılabileceğini beyan ediyor. Dolayısıyla, metnin ana mesajı, sakalı bırakmamanın keyfî bir tercih değil; hizmeti, sabrı ve daha büyük zararları önlemeyi gözeten hikmetli bir durum olduğudur.
Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, Yasin Yay., İstanbul 2012, c.2, s.172-175
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c.1, s.66

