Ramazan orucu, İslâm’ın beş temel esasından biri olmasının ötesinde, insanın hayatına yön veren ve pek çok İlâhî hikmeti içinde barındıran bir ibadettir. Kur’ân-ı Kerim’de emredilen ve Sevgili Peygamberimizin (sav) hadislerinde müjdelenen bu ibadet, hem bireysel hem toplumsal pek çok fayda taşımaktadır. Ramazan orucunun faziletini ve hikmetlerini âyet ve hadisler eşliğinde inceleyecek olursak;
Rabbimiz Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
Ey îmân edenler! Sizden evvelkilere farz kılındığı gibi, oruç tutmak (sizin de)üzerinize farz kılındı; tâ ki (günahlardan) sakınasınız.1
(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, insanlara doğru yolu göstermek ve hidâyet ile furkandan (hak ile bâtılı ayıran hükümlerden) apaçık deliller olmak üzere, Kur'ân onda indirilmiştir. Öyle ise içinizden kim o aya erişirse, artık onda oruç tutsun! Kim de hasta olur veya yolculukta bulunursa, artık (onun üzerine, tutamadığı günler) sayısınca başka günler(de oruç tutma borcu) vardır. Allah size kolaylık ister ve size zorluk istemez. İşte (bütün bunlar) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidâyete erdirmesine mukabil (tekbir getirerek) Allah'ı büyük tanımanız içindir; hem tâ ki şükredesiniz.2
Bu âyetlerde Ramazan orucunun farz kılındığı açıkça bildirilmektedir. Oruç, sadece bu ümmete değil, önceki ümmetlere de farz kılınan köklü ve tüm semavi dinleri kapsayan bir ibadettir. Ramazan ayının en önemli manevi değeri ise, insanlara doğru yolu gösteren Kur’ân’ın indirildiği ay olmasıdır. Ayrıca âyetlerde, hasta veya yolcu olan kimselere kolaylık tanındığı ifade edilmekte, bu da İslâm’ın zorluk değil kolaylık dini olduğunu göstermektedir. Rabbimiz bütün bu hükümlerin, insanların Allah’ın büyüklüğünü anlaması ve O’na şükretmesi için olduğu hatırlatmaktadır. Sevgili Peygamberimizin (sav) Ramazan ayı ile ilgili bazı hadislerini aktaracak olursak;
Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.3
Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin. Muhammed'in canı kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.4
Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar.5
Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.6
Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.7
Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde beş vakit namaz, iki cuma namazı ve iki Ramazan, aralarında işlenen günahlara kefarettir.8
Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan namazını (teravih) kılarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.9
Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.10
Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.11
Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.12
Herhangi biriniz iftar etmek istediği zaman orucunu hurma ile açsın. Hurma bulamazsa, su ile iftar etsin çünkü su temizdir.13
Bu hadislerde Sevgili Peygamberimiz (sav) Ramazan ayının ve orucun değerini ve faziletini farklı yönleriyle aktarmaktadır. Ramazan ayı geldiğinde cennet kapılarının açılması, cehennem kapılarının kapanması ve şeytanların zincire vurulması bu ayda manevi atmosferin yüksek olduğunu, iyiliğe ve ibadete meyletmenin diğer aylara kıyasla çok kolaylaştığını göstermektedir.
Peygamber Efendimiz (sav) orucu bir "kalkan" olarak tanımlamaktadır. Yani oruç, insanı hem günahlardan hem de kötü davranışlardan korumaktadır. Bu yüzden oruçlu kimsenin kavga etmemesi, kötü söz söylememesi gerekir. Oruç sadece aç kalmak değil, dili, kalbi ve davranışları da terbiye etmektir. Hatta yalanı ve kötülüğü bırakmayan kişinin aç kalmasının Allah katında bir değer taşımayacağı da açıkça bildirilmektedir.
Oruç tutmak insan için büyük mükâfatı da beraberinde getirmektedir. Allah rızası için tutulan bir günlük orucun bile insanı cehennemden uzaklaştıracağı, Ramazan orucunu ve teravih namazını samimiyetle yerine getirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağı müjdelenmiştir.
Oruçlunun iki sevinci vardır: Biri dünyada iftar anında yaşadığı huzur ve şükür sevinci, diğeri ise ahirette Rabbine kavuştuğu zaman alacağı büyük mükâfatın sevincidir. Nasıl ki iftar sofrasında bir günün sabrının ardından içimizi tatlı bir huzur kaplıyorsa, orucun karşılığını Rabbimizin huzurunda aldığımızda da çok daha büyük, tarifsiz ve ebedi bir sevinç yaşayacağız. Ayrıca cennette sadece oruçluların gireceği "Reyyan" adlı özel bir kapının bulunması da orucun Allah katındaki değerini göstermektedir.
Sonuç olarak bu hadisler bize şunu gösteriyor ki; Ramazan ve oruç, sadece bedenen aç kalmak değildir. Nefsin her istediğini hemen yerine getirmemeyi öğrenmek, dili yalandan korumak, öfke anında kendini tutabilmek ve ihtiyaç sahiplerinin halini gerçekten hissedebilmek demektir.
Bediüzzaman Hazretleri, 29. Mektup’ta Ramazan orucunun hikmetlerini oldukça kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Bu eserde, orucun hem bireysel hem de toplumsal yönlerini açıklayarak, insanın nefsi, kalbi ve ruhu üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde izah etmektedir. O kısımdan bazı önemli noktaları aktaracak olursak;
İşte Ramazân-ı Şerîf’deki oruc, hakîkî ve hâlis, azametli ve umûmî bir şükrün anahtarıdır.
Çünkü sâir vakitlerde mecbûriyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakîkî açlık hissetmedikleri zaman, çok ni‘metlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara, hususan zengin olsa, ondaki derece-i ni‘met anlaşılmıyor. Halbuki iftâr vaktinde o kuru ekmek, bir mü’minin nazarında çok kıymetdar bir ni‘met-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehâdet eder. Padişahtan tâ en fukarâya kadar herkes, Ramazân-ı Şerîf’de o ni‘metlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü ma‘nevîye mazhar olur. 14
İnsan çoğu zaman tokken nimetlerin gerçek değerini anlayamaz. Sürekli yemek yiyebilen, istediğine kolayca ulaşabilen biri için bir parça ekmek sıradan bir şey gibi görünür. Özellikle zengin bir insan, açlık duygusunu pek yaşamadığı için nimetin kıymetini tam olarak hissedemez. Fakat Ramazan’da oruç tutan insan gün boyu aç kaldığından dolayı akşam iftar vaktinde, daha önce ona basit ve sıradan görünen bir yiyeceğin bile ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark eder. Bir parça kuru ekmeği artık sıradan bir yiyecek değil, Allah’ın bir ikramı olarak görür. İnsan o anda hem ihtiyacını hisseder hem de o nimetin kendisine ait olmadığını, Allah’ın bir ikramı olduğunu hakiki manada anlar.
İşte bu yüzden oruç, hakiki ve samimi bir şükrün anahtarıdır. Şükür, nimetin kıymetini bilmekle olur. Böylece açlık sayesinde herkes -zengin fakir demeden- aynı duyguyu yaşar ve nimetlere karşı kalpten bir teşekkür hissi oluşur.
İşte Ramazân-ı Şerîf’de en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi mâlik değil, memlûktür. Hür değil, abddir. Emir olunmazsa, en âdî ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye, mevhûm rubûbiyeti kırılır, ubûdiyeti takınır. Hakîkî vazîfesi olan şükre girer.15
İnsan normal zamanlarda kendini özgür ve bağımsız zannedebilir. İstediği zaman yer, içer, hareket eder ve bunu kendi gücüyle yaptığını düşünebilir. Özellikle maddi imkânı olan kişiler, bu serbestliği bir hak gibi görmeye başlayabilir. Fakat Ramazan’da oruç tutarken durum değişir. En zengin insan bile suya uzanamaz, en basit ihtiyacını bile yerine getiremez. Çünkü Allah’ın emri vardır. İşte o anda insan kesin bir şekilde anlar ki; ben her istediğini yapabilen bir özgürlüğe sahip değilim. Ben bir kulum ve Rabbimin emri altındayım. Ancak O izin verirse yiyebilirim, içebilirim ve yaşayabilirim. Böylece insan, sahip olduğunu sandığı gücün aslında kendisine ait olmadığını fark eder. Bu sayede insanda hakiki bir kulluk bilinci oluşur. Yani oruç, insana hem sınırını hem de kulluğunu öğretir.
Ramazân-ı Şerîf’de sevâb-ı a‘mâl, bire bindir. Kur’ân-ı Hakîm’in nass-ı hadîs ile her bir harfinin on sevabı var, on hasene sayılır, on meyve-i cennet getirir. Ramazân-ı Şerîf’de her bir harfin, on değil, bin; ve Âyetü’l-Kürsî gibi âyetlerin her bir harfi binler; ve Ramazân-ı Şerîf’in cum‘alarında daha ziyâdedir.
İşte Ramazân-ı Şerîf, âdetâ bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hâsılât için gayet münbit bir zemindir. Ve neşv ü nemâ-yı a‘mâl için bahardaki mâh-ı nisândır.16
Normal zamanlarda Kur’ân okumanın her bir harfine on sevap verildiği bildirilirken17, Ramazan’da bu sevap kat kat artırılmaktadır.18 Yani yapılan ibadetler ve iyilikler, okunan Kur’ân'lar ve zikirler, bu ayda çok daha büyük karşılık bulmaktadır. Özellikle Kadir Gecesi gibi mübarek zamanlarda amellerin sevaplarının otuz bin kat artması19, Ramazan’ın ne kadar değerli bir kazanç ayı olduğunu göstermektedir. Bu durum Ramazan ayını, âdeta ahiret için büyük bir kazanç mevsimi haline getirir. Nasıl ki insanlar dünyada kârlı bir pazar fırsatını kaçırmak istemezse, mümin de bu ayı boş geçirmek istememelidir. Çünkü kısa bir zamanda çok büyük manevi kazanç elde etme imkânı vardır. Bu bağlamda Ramazan, insanın ebedi hayatı için yatırım yaptığı bereketli bir zaman dilimidir. Bu fırsatın kıymetini bilmemek ise büyük bir kayıp ve nasipsizlik olur.
Ramazân-ı Şerîf, insanın hayat-ı şahsiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: İnsana en mühim bir ilaç nev‘inden maddî ve ma‘nevî bir perhizdir. Ve tıbben bir hımyedir ki, insanın nefsi yemek, içmek hususunda keyfemâyeşâ hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdetâ ma‘nevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itâat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşâne dizginini eline alır. Daha insan ona binemez. O insana biner. Ramazân-ı Şerîf’de oruç vâsıtasıyla bir nevi‘ perhize alışır. Riyâzete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir.20
Ramazan orucu, insanın şahsi hayatı için hem maddi hem de manevi bir terbiye ve perhizdir. İnsan nefsi, yemek ve içmek konusunda ölçüsüz davrandığında hem bedene zarar verir hem de zamanla helal-haram hassasiyetini zayıflatabilir. Böylece nefis güçlenir, kalbin ve aklın sözünü dinlememeye başlar. Böyle olunca insan nefsini yönetemez hale gelir ve âdeta nefis insana hükmetmeye başlar.
Ramazan’da ise oruç sayesinde insan, bilinçli bir şekilde kendini tutmayı öğrenir. Açlıkla birlikte ölçülü davranmaya alışır, sabretmeyi tecrübe eder ve en önemlisi "emir" olduğu için yememeyi seçer. Böylece nefis dizginlenir, kalp ve akıl tekrar söz sahibi olur. Oruç, insana hem beden sağlığı hem de irade eğitimi kazandırmış olur.
Sonuç olarak: Ramazan orucu, insanın sadece aç kalması değil şükrü öğrenmesi, nefsini terbiye etmesi, kulluğunu hatırlaması ve ahiret için büyük bir kazanç elde etmesi demektir. Bu ay, nimetlerin kıymetini fark ettiğimiz, aczimizi anladığımız ve Rabbimize daha bilinçli yöneldiğimiz bir eğitim mevsimidir. Ayrıca Kur’ân ve hadislerin müjdelediği üzere Ramazan, sevapların kat kat arttığı büyük bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirenler için Ramazan, dünyada huzur, ahirette ise ebedi mutluluğa vesile olur.
Ramazan ayının ve Ramazan orucunun insana kazandırdığı diğer fayda ve kazanımları öğrenmek için aşağıdaki yazılarımızı okuyabilirsiniz.
Bakara, 2/183.
Bakara, 2/185.
Buhârî, Savm, 5.
Buhârî, Savm 9, Müslim, Sıyâm, 163.
Buhârî, Cihâd 36, Müslim, Sıyâm 167-168.
Buhârî, Îmân 28, Savm 6.
Tirmizî, Savm 82.
Müslim, Tahâret 16.
Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1 [2009]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 173-175 [759-760].
Buhârî, Savm, 4.
Buhârî, Savm 8, Edeb 51.
Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45.
Ebû Dâvûd, Savm 21; Tirmizî, Zekât 26, Savm 10.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 283.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 284.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 285-286.
"Kim iyilikle gelirse, artık kendisi için onun (o iyiliğin) on misli vardır!" (En'âm, 6 / 160)
"Kim ki bu ramazan ayında bir farzı yerine getirirse başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren bir kimse gibidir." (İbn Hacer, Terğib, 2/218) Bu hadis, Ramazan’da yapılan ibadetlerin kat kat sevap kazandırdığını açıkça ifade eder. Yine başka bir rivayette şöyle buyrulmaktadır: "Bu ayda sema (cennet) kapıları açılır, cehennem kapıları ise kapanır." Bu da Ramazan’ın rahmet ve sevap yönünün diğer zamanlardan farklı olduğunu gösterir.
"Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır." (Kadr, 97 / 3)
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 287.

