Risale-i Nur'da bu manada şöyle bir yer geçmektedir:
Dünyada meşrû‘ bir sûrette nefsine muhabbet (yani mehâsinine binâ edilen muhabbet değil, belki noksâniyetlerini görüp tekmîl etmeye binâ edilen) şefkat ile onu terbiye etmek ve onu hayra sevk etmek netîcesi, o nefse lâyık mahbûbları cennette veriyor. Nefis mâdem dünyada hevâ ve hevesini Cenâb-ı Hakk yolunda hüsn-ü isti‘mâl etmiş. Cihâzâtını, duygularını hüsn-ü sûretle istihdâm etmiş. Kerîm-i Mutlak ona dünyadaki meşrû‘ ve ubûdiyetkârâne muhabbetin netîcesi olarak cennette cennetin yetmiş ayrı ayrı envâ‘-ı ziynet ve letâfetinin numûneleri olan yetmiş muhtelif hulleyi giydirip, nefisteki bütün hâsseleri memnûn edecek, okşayacak yetmiş envâ‘-ı hüsün ile vücûdunu süslendirip, her biri rûhlu küçük birer cennet hükmünde olan hûrileri o dâr-ı bekāda vereceği, pek çok âyât ile tasrîh ve isbat edilmiştir. Hem dünyada gençliğe muhabbet, yani ibâdette gençlik kuvvetini sarf etmenin netîcesi, dâr-ı saadette ebedî bir gençliktir.1
Dünya hayatı, insana verilen maddi ve manevi cihazların ve duyguların nerede ve nasıl kullanılacağının imtihan edildiği geçici bir duraktır. Bu hakikatten hareketle, nefsin ve özellikle gençlik gibi kıymetli bir nimetin doğru istikamette değerlendirilmesi, ebedî âlemde son derece büyük neticeler vermektedir. Nefsi sevmek, çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi onun arzularını sınırsızca tatmin etmek değildir. Bilakis hakiki muhabbet, nefsin kusurlarını görüp onları gidermeye çalışmak, onu günahlardan koruyarak hayra yönlendirmekle olur. Bu yönüyle nefse gösterilen şefkat, aslında onun ebedî saadetini temin etmeye yönelik en doğru yaklaşımdır.
İnsana verilen duygu, kabiliyet ve kuvveler, eğer Cenab-ı Hakk’ın rızası doğrultusunda, yani hüsn-ü istimal ile kullanılırsa, bunun karşılığı olarak ahirette son derece latif ve güzel mükâfatlar hazırlanmıştır. Dünyada kulluk dairesinde hayat süren bir mümine, cennette her biri ayrı bir güzellik taşıyan sayısız nimetler ihsan edilecektir.
Özellikle gençlik dönemini ibadet ve taat yolunda değerlendirenler için vaat edilen mükâfat ise ebedî gençliktir. Dünyada fani olan ve zamanla solan gençlik, ahirette sonsuz bir tazelik ve canlılık içinde yeniden tecelli edecektir. Heva ve heves yerine kulluk şuuruyla geçirilen bir ömür, kişiye Dâr-ı Saadet’te yani Cennet'te hiç bitmeyecek bir gençlik nimeti olarak geri dönecektir.
Sonuç olarak nefis, dünyada hak yolunda bir hizmetçi gibi terbiye edilip istihdam edilirse, ahirette bütün arzularının tatmin edildiği bir makamda ağırlanacaktır.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.316

