Rükû ve secdedeki tesbihler aslında “tamamen susarak” değil, kişinin kendisinin işitebileceği kadar bir sesle okunur. Başkasına duyuracak şekilde açıktan söylemek ise namazın edebine ve namazdaki kıraat tertibine uygun görülmemiştir. Bu sebeple “sessiz” denilmesinden, bunun sadece kalpten geçirilerek okunması gerektiği mânâsı anlaşılmamalıdır. Dil ile söyleyip en azından kişinin kendisinin işiteceği kadar okuması daha faziletlidir.
Rükûda “Sübhâne Rabbiye’l-Azîm”, secdede “Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ” denilir. Bunları cehrî, yani etrafa duyuracak şekilde okumak namazı bozmaz; fakat sünnet-i seniyyeye ve namazdaki huşû ve vakar hâline uygun olan, sessiz olarak söylemektir.
Namazda bazı yerlerin sesli, bazı yerlerin sessiz olması taabbüdîdir; yani hikmeti bulunsa da asıl ölçü, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tarif ve tatbik buyurduğu şekle tâbi olmaktır. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:
Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, siz de öyle namaz kılın. 1
Buhârî, Âhâd, 1.

