Tesbîh Kelimesinin Sözlük ve Terim Anlamı
Tesbîh kelimesi tefʻîl kalıbında olup “sebh” (sibâha) kökünden türemiştir. “Sebh” (sibâha) kelimesi sözlükte “suda yüzüp gitmek, uzaklaşmak” gibi manalara gelmektedir. Çoğulu “tesbihât” olan tesbih kelimesi ise takdîs etmek, yüceltmek ve övmek anlamlarına gelmektedir.
Terim olarak tesbîh; Allah’ı tüm imkân ve hudûs sıfatlarının çelişkilerinden/eksiklerinden tenzîh etmektir. Başka bir ifadeyle Allah’ı zatına lâyık olmayan her türlü nâkıs sıfatlardan arındırmaktır.
Tesbîh, genel anlamda tüm zikirler için kullanıldığı gibi nâfile namazlara da ıtlâk edildiği görülmektedir. 1
Tesbîhât; kulun Allah ile bağını canlı tutan, namazla birlikte veya namazdan sonra yapılan zikir ve duâlardır. Günlük meşguliyetler içinde bu zikirler, kişinin Allah’ı daha çok hatırlamasına, tevhîd şuurunun yerleşmesine ve huzur ile sükûnete vesile olur.
Tesbîhâtın temel anlamı da Allah’ı her türlü noksan sıfattan tenzîh ve takdîs etmektir; bu sebeple her mü’min için büyük bir ehemmiyet taşır.
Namaz Tesbihatinin Ehemmiyeti, Fazileti ve Hikmeti
İmam Gazâlî, Allah Teâlâ’yı sürekli kalpte tutmanın ibadetlerden önce geldiğini, tesbihâtta da devamlılık olduğunu; dolayısıyla amelî ibadetlerin meyvesinin böyle bir zikir olduğunu söyler. Devamında özetle şunları dile getirir:
“Şayet bu zikir devamlı bir şekilde yapılabilirse sonunda onunla ünsiyet kurulur ve nihai hedefe ulaşılır; yani Allah’ın sevgisi kalbe yerleşir. Bu ise garipsenecek bir durum değildir; zira huzurda olmadığı hâlde biri sürekli anıldığında, o kimsenin sevgisinin kalpte yerleşmesi mümkündür.”
Tesbihât zikirleri arasında yer alan dualardan biri de istiğfardır. İmam Nevevî, namaz sonrası istiğfarın hikmetini şöyle açıklamaktadır:
Namaz sonrası istiğfardan maksat; kulun kıldığı namazla gururlanmayıp yaptığı taatleri çok görmemesi ve nefsini teskin etmesi gerektiğine işarettir. Çünkü kulun mükellef tutulduğu şeylerin tamamını, istenilen şekilde yerine getirmesi mümkün değildir. İstiğfarın iki defa tekrarlanması, affedilmeyi pekiştirmek ve onu mübalağalı bir şekilde talep etmek içindir. Ayrıca kulun, hangi günahından dolayı istiğfarda bulunması gerektiğinin zikredilmemiş olması da istiğfarın bütün günahları içine almasına ve onunla bağışlanmayı çokça istemeye işarettir.2
Bediüzzaman Hazretleri, namaz tesbihatının ehemmiyeti ile ilgili şöyle söylemektedir:
Namazdan sonraki tesbîhâtlar, tarîkat-i Muhammediyedir (asm) ve velâyet-i Ahmediyenin (asm) bir evrâdıdır. O nokta-i nazarda ehemmiyeti büyüktür. Sonra bu kelimenin hakîkati böyle inkişâf etti: Nasıl ki risâlete inkılâb eden velâyet-i Ahmediye (asm) bütün velâyetlerin fevkindedir; öyle de, o velâyetin tarîkati de ve o velâyet-i kübrânın evrâd-ı mahsûsası olan farz namazların akîbindeki tesbîhâtlarda o derece sâir tarîkatlerin ve evrâdların fevkindedir. 3
Namazdan sonraki tesbîhâtlar, Peygamber Efendimiz’in (sav) sünnet yolunun bir parçasıdır; yani namazın ardından Allah’ı zikredip hamd etmek ve tekbir getirmek, bu yolun devamı hükmündedir. Bu sebeple kıymeti büyüktür. Peygamber Efendimiz’in (sav) velâyeti en yüksek velâyet olduğu için o velâyetin özel virdi olan farz namazlardan sonraki tesbîhât da diğer pek çok zikir ve evrâddan daha üstün bir mertebeye sahiptir.
Yani tesbîhât, namazın arkasından yapılan sıradan bir âdet değil; doğrudan Sünnet-i Seniyye’ye bağlı, çok kıymetli bir ibadettir. Bu yönüyle tesbîhât, namazın feyzini muhafaza eder, kulun kalbini Allah’a bağlı tutar ve ibadetin tesirini günün içine taşır.
Kur’an-ı Kerim’de Allah’ı zikretmenin, isimlerini çokça tekrar etmenin hikmeti ve ehemmiyeti şöyle ifade edilmektedir:
Onlar, îmân edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile mutmain olan kimselerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur. 4
Onlar ki ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine (yatar) iken Allah’ı zikrederler... 5
Hem Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret; ve sakın gafillerden olma! 6
Yukarıdaki âyetlerden de anlaşıldığı üzere Cenâb-ı Allah’ı çokça zikretmek, mü’minin imanını canlı tutan ve kalp hayatını kuvvetlendiren mühim bir ibadettir. Bu âyetlerin işaret ettiği bazı temel noktalar şöyledir:
Kalplerin sükûn ve itminânı zikirdedir: Kalpteki dağınıklık, endişe ve huzursuzluk hâlleri Allah’ın zikriyle yatışır; gerçek mânâda güven ve sekinet, zikrin neticesidir.
Zikir, imanın alâmetidir: Îman edenlerin vasfı, Allah’ı hatırlamak ve hatırladıkça kalplerinin kuvvet bulmasıdır; zikir, imanla kalp arasındaki rabıtayı sağlar.
Zikir, hayatın her hâline yayılmalıdır: Ayakta, otururken ve yatarken zikretmek; ibadetin yalnız belli vakitlerle sınırlı kalmayıp gündelik hayatın her ânına taşınması gerektiğini gösterir.
Zikirde huşû ve edep esastır: İçten yalvararak, korku (haşyet) ve tazarru ile, fazla yükseltmeden yapılan zikir; kalbin iştirakiyle yapılan samimi zikrin makbuliyetine işaret eder.
Gafletten korunmanın yolu zikirdir: Âyetin “gafillerden olma” ikazı, zikir terk edildiğinde kalbin gaflete kayabileceğini; zikrin ise gafleti dağıtan bir uyanıklık vesilesi olduğunu bildirir.
Namazdan Sonra Yapılan Dua ve 33’er defa okunan “Subhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahuekber” Zikirleri
Sevbân (ra) şöyle dedi:
Resûlullah (sav), selâm verip namazdan çıkınca üç defa istiğfâr eder ve “Allâhümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm” derdi. 7
Ebû Hureyre (ra) şöyle rivayet etmiştir:
Her kim farz namazların akabinde “Ayet’el Kürsî”yi okursa cennete girmesine tek engel ölüm olur. 8
Muğire İbn Şu’be (r.a.)’in kâtibi Verrâd şöyle rivayet etti:
“Bir defasında Muğîre ibn Şu’be Muaviye’ye gönderilmek üzere bana yazdırdığı bir mektupta şunları söylemişti: Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem her farz namaz’ın ardından şöyle dua ederdi:
لا إله إلا الله وحده لا شرك له، له الملك، وله الحمد، وهو على كل شيء قدير. اللهم لا مانع لما أعطيت، ولا معطي لما لامنعت، ولا ينفع ذا الجد منك الجد).وقال شعبة، عن الملك، بهذا، عن الحكم، عن القاسم بن مخيمرة، عن وراد، بهذا. وقال الحسن: الجد غنى
La İlahe İllallahu vahdehu la şerike Lehü, Lehül mülk ve Lehul hamd ve Huve ala kulli şey'in kadir... 9
Ebû Hureyre (ra) şöyle rivayet etti:
Ashâb-ı kirâmın fakirleri Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek: “Ey Allah’ın Resulü, çok mala sahip olan zengin kardeşlerimiz yüksek dereceleri ve ebedî nimet yurdunu kazandılar gitti! Onlar bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyorlar. Fakat malları çok olduğu için bizim yapamayacağımız amelleri de işliyorlar. Hacca gidiyorlar, umre yapıyorlar, cihâd’a rahatlıkla katılıyorlar ve üstelik sadaka da veriyorlar. Biz ise bunların hiçbirini yapamıyoruz.” dediler. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle buyurdu: “Ben size öyle bir şey söyleyeceğim ki bunları sağlam bir şekilde yaptığınız takdirde sizi geçen bu kişilerin derecesine ve sevabına yetişirsiniz. Hatta siz’den başka hiç kimse daha sonra size yetişemez ve içinde bulunduğunuz cemaatin en hayırlıları olursunuz. Fakat bunun aynısını yapanlar olursa onlar da size yetişip sizin gibi hayırlı insanlar zümresine dâhil olurlar. Bu görev şudur: Her namaz’ın ardından otuz üçer defa Sübhanallah, El-Hamdu Lillah ve Allahu Ekber deyiniz.” 10
Ebu Zubeyr (ra) şöyle rivayet etti:
Abdullah İbn Zübeyr (r.a.) selam verdiği vakit her namazın arkasında şöyle derdi: “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l mülkü ve lehü’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr; lâ havle velâ kuvvete illâ billâh; lâ ilâhe illallahu velâ na‘büdü illâ iyyâh; lehü’n ni‘metü ve lehü’l fazlu ve lehü’s senâü’l hasen; lâ ilâhe illallahu muhlisîne lehü’d dîne velev kerihe’l kâfirûn: “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur, o bir ve tektir, onun ortağı yoktur; mülk yalnız onundur, hamd yalnız onadır. O her şeye güç yetirendir. Güç ve takat ancak Allah iledir. Allah’tan başka ilah yoktur, ondan başkasına ibadet etmeyiz. Nimet yalnız onundur, lütuf yalnız ondandır. Kâfirler hoş görmese dahi dini yalnız Allah’a hâlis kılanlar olarak Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur (derim).”
Ayrıca dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her namazın akabinde bunları tehlil ile (sesini yükselterek) söylerdi. 11
DEĞERLENDİRME
Yukarıdaki hadis-i şeriflerden anlaşıldığı üzere Peygamberimiz (s.a.v.), namazdan sonra üç defa istiğfar eder ve ardından “Allâhümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm” duasını okurdu.
Ayrıca farz namazlardan sonra Âyetü’l-Kürsî’nin okunmasını önemle tavsiye etmiş; bunun yanında 33’er defa “Sübhânallah”, “Elhamdülillâh” ve “Allâhu ekber” tesbihlerini ümmetine çokça tavsiye etmiştir.
Namazlardan sonra, duaya geçmeden önce okunan “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü...” zikrini de her namazın arkasından okuması, günümüzde namazdan sonra yapılan tesbihâtın sünnete uygun olduğunu göstermektedir.
Günümüzdeki uygulamada öne çıkan fark, tesbihâtın cemaatle toplu şekilde yapılmasıdır. İbadeti cemaatle eda etmek sünnete uygundur; ayrıca faziletli bir uygulama olduğu da umumiyetle kabul edilmiştir.
Sanır, Mahmut, Buğda, Sadrettin “Muhteva Açısından Namazdan Sonra Yapılan Tesbîhât ve Zikirler, Din ve Bilim - Muş Alparslan Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dergisi 3 / 1 (Haziran 2020): 63-85.
İhsan Akay, “Teori ve Pratikte Namaz Sonrası Tesbihât”, Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 5/9 (2017), s.158, https://dergipark.org.tr/tr/pub/buifd/article/331294.
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 171.
Rad, 13/28
Al-i İmran, 3/191
A'raf 7/205
Müslim, Mesâcid 135; Ebû Dâvûd, Vitir 25; Tirmizî, Salât 108; Nesâî, Sehv 81-82; İbni Mâce, İkâme 32
Nesâî, Sünen-i Kübrâ, 9848
Buhari, Namaz, 467/844
Buhari, Namaz, 463/843
Müslim, 79/1341

