İlgili cümle Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîr u zeber eden Deccâl komitesini, Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm’ın dîn-i hakîkîsini İslâmiyet’in hakîkatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedâkâr bir Îsevî cemâati nâmı altında ve Müslüman Îsevîleri ünvânına lâyık bir cem‘iyet, o Deccâl komitesini, Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm’ın riyâseti altında öldürecek ve dağıtacak. Beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak.1
Din yahut maneviyat denilen olgulara hepten ve kökten düşman olan bir fikir komitesi yahut o fikrin menşeleri, İslam tarihi boyunca da merak edilmiştir. Hem hadislerde hem büyüklerin sözlerinde bu denli tahrifatın olduğu dönemlerden söz ederken dikkat edilmesi gerektiği nazara verilmiştir. Geldiğimiz aşamada hiçbir değeri ve dini tanımayan adına Deccal ya da Deccalizm dediğimiz ve artık bir şahsın hakimiyetinden ziyade bozuk ve Allah'ın rızasına uygun olmayan bir fikrin hakimiyetinden bahsetmek mümkün hale gelmiştir. Bu bağlamda böylesi din düşmanı fikirlerin çoğalması ve revaç bulması elbette toplu bir mücadeleyi de gerekli kılmıştır. Hem yukarıdaki alıntıdan anladığımız da böylesi bir saldırıya karşı elbette "Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm’ın dîn-i hakîkîsini İslâmiyet’in hakîkatiyle birleştirmeye çalışan..." yani buradan hareketle İslamiyet yine temel referans noktası olmak kaydıyla Hristiyanlığın hurafelerden arınıp safileşip tevhid inancına yanaşması ile birlikte bu dinsiz düşmana karşı galibiyet söz konusu olacaktır. Bu hakikat gerçekleştiği zaman "uluhiyet" yani bir ilahın varlığı fikrine savaş açmış tüm küfür siperleri elbette mağlup olup tarumar olmaya mahkum olacaktır.
Risale-i Nur'un hiç bir yerinde iki dinli bir toplumsal yapıdan bahsedilmez. Kavram biraz kapalı olsa da Risale-i Nur'un başka yerlerinde geçen parçalarla burası kolayca anlaşılır. "İsa Aleyhisselamın din-i hakikisi" kaydı da mühim, zira bu kayıt bizi teslis gibi bozuk bir inançtan tevhid gibi duru bir hakikatın limanına yakınlaştırır. Burada İsa Aleyhisselama vahyedilen hakiki din diyerek tevhid gerçeği nazara veriliyor.
"Müslüman İsevileri", bu süreçte bu meseleleri bilen İsevî ruhanilerinin Hristiyanlığı hakiki formu olan tevhide dönüştürmeleri bağlamında bir benzetme ile tarif edilmişlerdir. Yoksa hem Hristiyan inancına bağlı kalıp hem de Müslüman olması kesinlikle mümkün değildir.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 267

