Muhtelif Meseleler

24.03.2026

2

Osmanlı’da Matbaanın Geç Yayılmasının Sebepleri

Gerçekten matbaayı Batılılar mı buldu ve geliştirdi?

Osmanlı neden matbaa konusunda geri kaldı? Uzak Doğu ülkeleri ne durumdaydı?

28.03.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Matbaanın tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır. Kâğıt üzerine ilk baskı örnekleri Çin'de ortaya çıkmıştır. Burada 600 yılına doğru "blok kitap" basımı yapılmaya başlanmış, bunu Japonya ve Kore takip etmiştir. Uygur Türkleri'nin IX. yüzyıldan itibaren Çin modeline örnek teşkil eden ağaç harflerle baskı yaptıkları bilinmektedir.

Kâğıt imali işinin Doğu'dan Batı'ya yayılması sonucunda Avrupa'da ağaç kalıplarla basım yapma teknikleri benimsenmiş, tek tek sayfalar basılmış, blok kitaplar da bunlardan türemiştir. Müteharrik yani hareketli basımın ilk olarak Almanya'da Mainz şehrinde Johann Gutenberg tarafından 1440 yılında gerçekleştirildiği kabul edilir. 1454-1455 yıllarında Mainz'de madeni harflerle baskı yapan matbaada basılan ilk kitaplara ait örnekler bugüne ulaşmıştır.1

Dolayısıyla matbaanın ilk örnekleri Uzak Doğu’da görülmüş, daha sonra tahta kalıpla baskı ve hareketli harf usulü ile Çin ve Kore’de kullanılmıştır. Avrupa’da ise matbaa, harf dökümü, pres sistemi ve yaygın neşir ağı ile geliştirilmiştir. Bu sebeple “Matbaayı yalnız Batılılar buldu.” demek tam olarak doğru değildir.

Osmanlı’da matbaa tamamen bilinmiyor değildi, elbette biliniyordu. Lakin Osmanlı'da yaygın hâle gelmesi zaman aldı. Bunun sebebi Osmanlı'nın teknolojiye kapalı olması değil, aksine söz konusu matbaanın henüz Osmanlı yazı standartlarında olmamasından kaynaklanmaktadır. Dönemin şartları ve sosyolojisi incelendiğinde, Osmanlı'nın matbaayı geç benimsemesinin haklı bazı gerekçeleri vardır.

  1. Yazı ve Hat: İslâm'da yazı ve kalem çok mukaddestir. Öyle ki Yüce Allah Kur'ân-ı Kerîm'de kaleme ve yazdıklarına2 yemin etmiştir. Bu nedenle Müslüman coğrafyalarında yazı ve kalem, üzerinde hassasiyetle durulan ayrı bir saha hâline gelmiştir. Bunun neticesinde yazı, İslam medeniyetinde hat sanatı olarak ayrı bir yer edinmiş; birbirinden maharetli hattatlar yetişmiş, eserleri ile camileri, sarayları, medrese ve kervansarayları süslemişlerdir. Yazı ve neşir, kâğıda hakikat neşretmek olarak görülmüş, Allah'ın rızasının arzulandığı bir amel statüsü kazanmıştır. İslam topraklarında yazıya ve neşre verilen bu derinlikli anlam karşısında matbaa ilk olarak pek kıymet görmemiştir.

    Nitekim Batı'dan gelen ilk matbaa, İslam medeniyetinin zarafet ve sanatıyla şekillenmiş hattının karşısında çok çirkin kalmıştır. Zira ilk matbaa bugünkü gibi kusursuz lazerli basımlar yapamıyordu. Daha çok mürekkep lekeleri ile dolu, harflerin çamursu görüntüler oluşturduğu, pek de zarafeti olmayan bir çıktı vermekteydi.

    Dolayısıyla dönemin sarayları süsleyen neşirlerinin yanında matbaa çıktısı kabul görmemekteydi. Üstüne bir de fevkalade maharetli hattatların varlığı, neşir sahasında matbaaya ihtiyaç bırakmamaktaydı.

  2. El Yazması Kitaplar ve Müstensihler: İslam dünyasının ilim ve bilimin temelini oluşturduğu ve ilim dilinin Arapça olduğu dönemlerde, Müslüman memleketlerinin kütüphanelerinde de el yazması binlerce kitap bulunmaktaydı. Yapılan araştırmalar, Batı dünyası ve İslam toplumu arasındaki farkın bir uçurum olduğunu gözler önüne sermektedir.

    Dokuzuncu asırda St. Gall Manastırında, İsviçre'de 400 kitap, İtalya'da Bobbio Manastırında 12. Asırda 650 kitap, Fransa'da Cluny'de 570 kitap vardı. Ve bunlar batı dünyası adına dönemin en meşhur, en zengin kütüphaneleri. Dünyaca ünlü Sorbonne Kütüphanesinde, Paris'de ondördüncü asırda ki Hristiyan dünyasının en büyük kütüphanesinde 1800 kadar kitabın olduğu biliniyor. Yani Batı'daki bir kütüphanenin ortalaması 300 ile 700 kitap arası değişiyor.

    İslam toplumlarında ise onuncu asırda el-Hakim Kütüphanesinde 400.000 kitap var. On ikinci asırda Kahire'de bir kütüphanede 1,6 milyon kitap olduğu ifade edilmektedir.3

    Dolayısıyla yukarıdaki metinde geçen bu durum, işin ehli, ustalaşmış binlerce müstensihin yani kitapları el yazısı ile kopya eden kişilerin varlığını da beraberinde getirmekteydi. Öyle ki bir müstensih, tek bir okumadan sonra bir düzine kopya üretebilecek kabiliyete gelebiliyordu. İşte İslam dünyasında yerleşmiş bu kültür ve doluluk, basit ve yeteri kadar kaliteli üretim yapamayan matbaanın bir müddet benimsenmemesini netice vermiştir.

  3. İslam Harflerinin Yapısı: Bilindiği üzere İslam harfleri, Latin harfleri gibi tek bir yapıdan ibaret değildir. İslam alfabesi olan Arapça harfler, kelimenin başında, ortasında ve sonunda değişik şekillerde bulunmaktadır. Üstelik kendisinden önce veya sonraki harfin durumuna göre de değişik bağlantı şekilleri oluşturmaktadır. Bu sebeple İslam alfabesindeki harfler, Latin alfabesi gibi tek kalıp olarak değil, yüzlerce farklı şekilde basılmalıydı. Bu durum ise ilk dönemlerde matbaayı kolaylık olmaktan çıkarmıştı.

Kaynakçalar
  1. TDV İslâm Ansiklopedisi 2003/ANKARA c 28, s 105-106

  2. Kalem, 68/1

  3. Beyazıt AKMAN, Kayıp Tarihin İzinde, Kopernik Kitap, İstanbul-2017, s 136


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız