Bahsi geçen yer şu şekilde geçmektedir:
Maahâzâ, bazı burhânlar suya benzer. Bir kısmı da havaya benzer. Bir kısmı da ziyâ gibidir. Binâenaleyh bu gibi burhânları gāyet latîf ve dikkatli ince bir fikir ile arayıp tartmalıdır ki, dökülmesin, sönmesin, uçmasın.1
Marifetullaha götüren delillerin tesiri ve onlardan istifade etme tarzı farklıdır.
“Su gibi” olan şahit ve burhanlar, açık ve zahir olmakla beraber onlara ulaşmak için bir gayret, bir arayış ve bir kabiliyet ister. Su nasıl kazılarak yahut bir mecradan getirilerek elde edilirse, bu nevi delillerden de tefekkür, tahkik ve dikkat ile istifade edilir.
“Hava gibi” olanlar, daha kolay ve daha umumî delillerdir. İnsan onlara çok müşkilâta girmeden ulaşabilir. Fakat hava içinde yaşandığı için ekseriyetle gaflet sebebiyle fark edilmez. Yani marifetullaha dair pek çok delil, insanı her taraftan kuşatmıştır; fakat ülfet yüzünden nazara alınmaz.
“Nur gibi” olanlar ise, en lâtif ve en yüksek mertebedeki delillerdir. Bunlar hem zahirdir, hem de bizzat göstericidir. Nur, hem kendini gösterir hem başkasını gösterir. Bu kısımda kalb ve ruh, doğrudan doğruya imanî inkişaf ile hakikati müşahede eder gibi bir vuzuh kazanır. Fakat gözünü kapayan, nurdan istifade edemediği gibi; gaflet, masiyet ve enaniyetle perdelenen kimse de bu letaifli delillerden tam istifadeye mazhar olamaz.
Bu taksim, marifetullah yollarının yalnız bir tarzda olmadığını; kimi delillerin tahkik ile, kimilerinin dikkat ile, kimilerinin ise kalbî safvet ve nurânî inkişaf ile anlaşıldığını bildirir.
Netice olarak, su gibi olanlarda arama ve çıkarma, hava gibi olanlarda gafleti dağıtma, nur gibi olanlarda ise gözünü açıp perdeyi kaldırma esastır.
Daha detaylı cevap için bakınız:
Marifetullahın (Allah’ı Tanımanın) Şahidleri ve Delilleri
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.59

