RİSALE-İ NUR

19.03.2009

6818

Bu zamanda İ’lâyı Kelimetullah, Maddeten Terakkiye Mütevakkıftır

Bediüzzaman Hazretlerinin, “Bu zamanda i’lâyı kelimetullah maddeten terakkıye mütevakkıftır” sözünü nasıl anlamalıyız? Bunun tatbiki için ne yapmalıyız?

25.03.2009 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili kısım şöyle geçmektedir:

Birincisi: لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰي1 olan fermân-ı Rabbânî’den müstefâd olan meyelân-ı sa‘y ve اَلْكَاسِبُ حَب۪يبُ اللّٰهِ2 olan fermân-ı Nebevî’den müstefâd olan şevk-i kesb, bazı telkînât ile o meyelân kırıldı. Ve o şevk de söndü. Zîrâ i‘lâ-yı Kelimetullâh şu zamanda maddeten terakkîye mütevakkıf olduğunu...3

Bediüzzaman Hazretleri "Zîrâ i‘lâ-yı Kelimetullâh şu zamanda maddeten terakkîye mütevakkıf olduğu" sözüyle, dinin ve İslâm’ın yüceltilmesinin günümüzde sadece sözle, vaazla veya niyetle değil aynı zamanda ilimde, teknikte, ekonomide ve sosyal hayatta güçlü olmakla mümkün olabileceğini nazara vermektedir. Yani Müslüman toplumlar maddi bakımdan geri kaldıkça, İslâm’ın hakikatlerini dünyaya etkili bir şekilde gösterme imkânı da haliyle zayıflayacaktır. Çünkü insanlar çoğu zaman söze değil, yaşanan örneğe bakar.

Eskiden Allah'ın dinine hizmet daha çok kılıçla, fetihlerle veya şahsi fedakarlıklarla gerçekleşiyordu, fakat bugün şartlar değişmiştir. Günümüz dünyası, bilgi ve teknoloji çağıdır. Güç; ilimde, üretimde, ekonomide ve medeniyet kurma kabiliyetindedir. Eğer Müslümanlar bu alanlarda geri kalırsa, dinin güzelliğini anlatmaları zorlaşır. Çünkü fakirlik, cehalet ve düzensizlik içinde yaşayan bir toplumun temsil ettiği değerler, başkalarına cazip görünmez. Bunun iki yönü var: 1. Toplumlar şunu derler: İslâm doğru olsa Müslümanlar bu kadar fakir ve zayıf olmazdı. Bu durumda İslâm'ın yükselmesine bir mani oluşturmuş olur. 2. Maddi gücü elde edemeyen Müslüman toplumları, maddi gücü elinde bulunduran diğer devletlere karşı mücadele edemez. Bu durumda yine İslâm'ın yükselmesine bir mani oluşturur. Bu durumu Bediüzzaman Hazretleri şöyle aktarmaktadır:

Zîrâ ecnebîler, fünûn ve sanâyi‘ silâhıyla bizi istibdâd-ı ma‘nevîleri altında eziyorlar. 4

Yani yabancı devletler fen ve sanayi gücü ile Müslüman toplumları baskı altına alıp her türlü sömürü faaliyetini gerçekleştiriyorlar. Onlara karşı savaşmak için maddi gücü elimize almamız gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, çalışmak, üretmek ve meslek sahibi olmak sadece dünyevi bir uğraş değildir. Aksine, niyet doğru olursa ibadet hükmüne geçer. Bir Müslüman, "Ben çalışarak güçlü olacağım, topluma faydalı olacağım ve İslâm ahlakını temsil edeceğim" niyetiyle gayret ederse, yaptığı iş Allah'ın dinine hizmet olur. Bu yüzden لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰي yani "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır" âyeti ve "اَلْكَاسِبُ حَب۪يبُ اللّٰهِ yani "Çalışıp kazanan Allah'ın sevdiğidir" sözü bu noktada çok anlamlıdır.

Bu sözün hayata tatbiki için öncelikle tembellik ve kaderi yanlış anlama hastalığından kurtulmak gerekir. "Nasıl olsa Allah verir" deyip çalışmamak, İslâm’ın ruhuna aykırıdır. İslâm dininin temel öğretisi ciddi bir fiili çalışmayla birlikte dua ve tevekküldür. Bugün de bir öğrenci dersine ciddi şekilde çalıştığında, bir mühendis işini en iyi şekilde yaptığında veya bir esnaf dürüst ticaret yaptığında, dinini fiilen temsil etmiş olur.

Mesela bilimde ilerlemiş, düzenli şehirler kurmuş, insan haklarına riayet eden bir Müslüman toplum düşünelim. Böyle bir toplumu gören insanlar, "Bu değerleri doğuran inanç nasıl bir şey?" diye merak eder. İşte bu, Allah'ın dinine hizmet etmenin sessiz ama çok etkili bir yoludur. Buna karşılık, geri kalmışlık, adaletsizlik ve tembellik içinde bir toplum, ne kadar doğru konuşursa konuşsun, sözleri tesirli olmaz.

Özetle; İslâm'ın güzel ahlakını üzerinde gösteren ve maddi güç elde etmiş bir İslâm topluluğu, bütün dünyaya örnek olabilir.

Kaynakçalar
  1. Ve (yine bildirilmedi mi ki) şüphesiz insan için, (kendi) çalıştığından başkası yoktur! (Necm, 53 / 39.)

  2. Çalışıp kazanan Allah'ın sevdiğidir.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 398.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 473-474.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız