RİSALE-İ NUR

28.04.2016

5451

Küfür ve İnkâr Kaç Kısımdır?

Küfür iki kısımdır. Bir kısmı, bilmediği için inkâr eder. İkincisi, bildiği hâlde inkâr eder. Bu da birkaç şubedir. Birincisi, bilir, lakin kabul etmez. İkincisi, yakîni var, lakin itikadı yoktur. Üçüncüsü, tasdiki var, lakin vicdanî iz'an yoktur. Küfrün ikinci kısmını oluşturan ve bildiği hâlde inkâr edenlerin sayıldığı bu üç grubu izah eder misiniz?

02.05.2016 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

Sual: Küfür cehildir. Hâlbuki kâfirler, Hazreti Muhammed'i (sav) evlatları kadar tanıyorlardı. Elcevab: Küfür iki kısımdır. Bir kısmı, bilmediği için inkâr eder. İkincisi, bildiği hâlde inkâr eder. Bu da birkaç şubedir. Birincisi, bilir, lakin kabul etmez. İkincisi, yakîni var, lakin itikadı yoktur. Üçüncüsü, tasdiki var, lakin vicdanî izanı yoktur.1

Küfrün birinci kısmı, bilmediği için inkâr eder. Bir ilmi veya fikri olmadığı hâlde büyüklerine, ileri gelenlere ve reislerine uyarak arkalarından gidenler buna örnektir. Bu grup, İslam'ın hakikatlerinden haberdar olmayan veya yanlış bilgilendirilen, cehalet kaynaklı inkâr edenlerdir.

İkinci kısımda ise üç kategori vardır. Bunlar sırasıyla şu şekildedir:

1. Bilir, lakin kabul etmez. Ebu Cehil gibi kimseler buna örnek olabilir. Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz onları bize şöyle anlatmaktadır:

Bir de, (biz) seninle beraber hidayete tabi olursak, yurdumuzdan hemen çıkarılırız, dediler.2

Kişi, Sevgili Peygamberimizin (sav) davasındaki haklılığını aklen görür. Ancak inat, gurur, makam hırsı veya kurulu düzenini bozmamak gibi dünyevî sebeplerle bu bilgiyi hayata geçirmeyi, yani teslim olmayı reddeder.

2. Yakîn, bir şeyin doğruluğuna dair şüphe barındırmayan kesin bilgi demektir. Kişi o kadar net bilgilere sahiptir ki hakikati inkâr etmesi imkânsızdır. Kişinin aklı ikna olmuştur ama iradesi o hakikate boyun eğmemiştir. Bilgi kafada kalmış, kalbe inip bir hayat tarzına dönüşmemiştir. Bunlara bazı Yahudi ve Hristiyan âlimleri örnek olabilir. Onlar, kitaplarından öğrendiklerine göre Sevgili Peygamberimizi (sav) çok iyi tanıyorlardı. Fakat inat ve kavmiyet için kabul etmiyorlardı.

3. Tasdiki var, lakin vicdanî izanı yoktur. Bu mertebede bulunan bir insan, hakikati aklıyla inkâr etmez, hatta diliyle de doğrular. Yani dışarıdan bakıldığında sanki iman etmiş, kabul etmiş gibidir. Fakat bu tasdik, sadece zihinde kalan kuru bir bilgiden ibarettir. Kalbe inmemiş, vicdanda yer bulmamıştır. Çünkü gerçek iman, yalnızca doğru demek değil, o doğruya içten bir yöneliş, bir teslimiyet ve bir sahiplenme hâlidir. Bu kişide ise hakikat, kalbinde bir değer hâline dönüşmez, hayatını yönlendiren bir kuvvet olmaz. Vicdanı o hakikati tam olarak benimsemediği için davranışlarına ve tercihine de yansımaz. Bu yüzden, zahirde bir kabul var gibi görünse de hakikatte derinliksiz, köksüz ve samimiyetten uzak bir durum söz konusudur. Böyle bir tasdik, insanı kurtaran hakiki imana dönüşmez. Çünkü iman, akıl ile kalbin birlikte tasdiki ve insanın bütün varlığıyla o hakikate yönelmesidir. Bu kısma ise münafıklar örnek olabilir. Onların zahiren tasdiki var. Fakat kalplerinde kabulleri yoktur.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, İşaratül İcaz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.61

  2. Kasas 28/ 57


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız