Muhtelif Meseleler

20.04.2026

693

Eminevim, Katılımevim, Birevim, Simpaş, Fuzul Ev Gibi Kurumlar Vasıtasıyla Ev veya Araba Almak Câiz midir?

Katılımevim, Eminevim, Birevim ve benzeri tasarruf finansman sistemleriyle ev veya araba almak dînen câiz midir? Bu sistemlerde taksitlerin enflasyon veya maaş artışına göre değişmesi, organizasyon ücreti alınması, satın alınan mala ipotek konulması ve gecikme hâlinde fark talep edilmesi fıkhen faiz veya akdi bozan bir durum sayılır mı? Ayrıca bu uygulamalar, meçhul mal satışı, haksız kazanç veya câiz olmayan rehin kapsamında değerlendirilir mi? Bu tür kurumlarla işlem yapmak helâl kabul edilir mi?

20.04.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Tasarruf Finansman Sistemleri

Günümüzde halk arasında Elbirliği Sistemi veya Faizsiz Konut Finansmanı olarak bilinen sistemler, faiz hassasiyeti taşıyanlar için önemli bir alternatif olmuştur. Ancak sisteme yönelik, klasik fıkıh kitaplarından yola çıkılarak yapılan; gecikme zammı faizdir, fiyat belirsizdir veya ipotek caiz değildir gibi eleştiriler zihinleri karıştırmaktadır. Bu çalışmada sisteme yönelik itirazları mukayeseli olarak inceliyoruz.

Birinci itiraz: Ödemelerin artması ve enflasyon farkı bilinmezliktir (cehalet), akdi bozar. Fıkıhta alışverişte fiyatın net olması gerekir. Oysa bu sistemlerde (veya TOKİ benzeri modellerde) taksitler memur maaş zammına veya enflasyona göre artabiliyor. Gelecekte ne ödeyeceğimiz belli değil. Fiyatın meçhul olduğu satış batıldır (Bey'ül Mechul).

Cevap: İslam fıkhında her bilinmezlik alışverişi bozmaz. Fıkıh âlimleri bilinmezliği, cehalet kavramıyla ikiye ayırır:

Cehalet-i Fahişe (Aşırı Bilinmezlik): Taraflar arasında kavgaya sebep olacak kadar büyük belirsizliktir. Bu, satışı bozar.

Cehalet-i Yesire (Az Bilinmezlik): Tarafların hakkını koruyan, kavgaya sebep olmayan, hesaplanabilir belirsizliktir. Bu, satışı bozmaz.

Güncel fıkıh kaynakları, enflasyona veya memur maaş artışına endeksli ödemelerin Cehalet-i Yesire kapsamında olduğunu belirtir.1 Çünkü bu artış, bir tarafı kandırmak için değil, enflasyon karşısında her iki tarafın da hakkını (paranın değerini) korumak için yapılır. TOKİ ve Tasarruf Finansman sistemlerindeki "Enflasyon Farkı-Değer Artış Payı" uygulaması, aldanmayı önlediği için caiz görülmüştür.

İkinci itiraz: Organizasyon ücreti, borç verenin menfaat sağlamasıdır ve bu faizdir. Borç vermek (karz) bir iyiliktir. Şirketin borç verip karşılığında organizasyon ücreti alması, borçtan menfaat sağlamak kuralına girer ve faizdir.

Cevap: Bu işlem bir borç verme değil, hizmet vekâletidir. Şirket size kendi şahsi parasını borç verip faiz istemiyor. Binlerce insanı bir araya getiriyor, parayı topluyor, havuzu yönetiyor ve tapu işlemlerini takip ediyor. Alınan para, paranın kirası (faiz) değil; bu organizasyon emeğinin ücretidir. Din İşleri Yüksek Kurulu da şirketlerin, sundukları hizmet karşılığında organizasyon ücreti almasının caiz olduğu hükmünü vermiştir.

Üçüncü itiraz: Satın alınan malın kendisi ipotek edilemez. İslam hukukunda bir mal satın alınırken, borç bitene kadar o malın kendisi satıcıya rehin verilemez. Ayrıca ipotek beşerî bir kavramdır. İslam'da rehin bırakılan mal, borç ödenmezse alacaklının mülküne geçer; bu da haksız kazançtır. Hz. Peygamber (s.a.v.), bir Yahudi'den veresiye arpa almış, karşılığında zırhını rehin bırakmıştır. Yani alınan mal ile rehin verilen mal farklı olmalıdır. Satın alınan evin kendisine ipotek konulması, satışı fasit kılar (bozar).

Cevap: Bu itirazlar, rehin hukukunun eksik bilinmesinden ve güncel hukukun yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. İtiraz metinlerinde de geçtiği üzere; ipotek, gayrimenkullerin resmî sicile şerh düşülmesi yoluyla yapılan rehin işlemidir. İslam hukukuna göre rehin, bir malı, ondan ödenmesi mümkün olan bir hak karşılığında hapsetmek, tutmaktır.2 Evin tapusuna şerh düşülmesi, fıkhen o malın borç karşılığı tutulması (hapsedilmesi) hükmündedir ve caizdir.

Satılan Mal Rehin Olabilir mi? İslam hukukçularına göre veresiye alınan bir mal, alıcı tarafından teslim alındıktan (kabzedildikten) sonra borç karşılığında rehin bırakılabilir.3 Tasarruf finansman sisteminde tapu, katılımcının üzerine yapılır (yani mülkiyet ve kabz gerçekleşir). İpotek işlemi, tapu devrinden sonra (veya eş zamanlı olarak) sicile işlendiği için, teslim alınan malın rehni kuralına uyar ve caizdir.

Borç Ödenmezse Mal Alacaklının Olur Korkusu Yersizdir. Cahiliye devrinde borç ödenmezse rehin mal doğrudan alacaklının olurdu. İslam bunu yasaklamıştır. Mevcut Türkiye Cumhuriyeti hukukunda ve Tasarruf Finansman sözleşmelerinde, borç ödenmezse ev şirketin olur diye bir kural yoktur. Borç ödenmezse ev, icra yoluyla satılır; şirketin alacağı tahsil edilir, kalan para ev sahibine (katılımcıya) iade edilir. Bu uygulama, İslam'ın rehni paraya çevirip hakkını alma ilkesiyle4 birebir uyumludur.

Dördüncü itiraz: Gecikme zammı faize girer. Taksitler geciktiğinde alınan her türlü fazlalık faizdir.

Cevap: Din İşleri Yüksek Kurulu, ceza ile değer kaybını birbirinden ayırmıştır. Kurul, gecikmelerde enflasyon farkı dışında herhangi bir fazlalık talep edilmesinin caiz olmadığını belirterek, paranın değerini koruyacak kadar fark alınmasına (kul hakkının korunması adına) cevaz vermiştir. Bu, kâr amaçlı bir faiz değil, zararın tazminidir.

Beşinci itiraz: Ortada olmayan (meçhul) malın satışı caiz değildir. İnsanlar ne alacaklarını bilmeden sisteme giriyor. Olmayan malın satışı batıldır.

Cevap: Şirket, katılımcıya ev satmamaktadır. Şirket bir müteahhit değildir. Katılımcıya "sana şu evi satıyorum" demez; "sen evini bul, parasını ben ödeyeceğim" der.

Din İşleri Yüksek Kurulu'nun fetvasında; "Bu sistemde katılımcılara doğrudan satış yapılmamakta, kendi tercihlerine göre konut edinmeleri sağlanmaktadır." denilerek, işlemin bir satış akdi olmadığı, dolayısıyla meçhul mal yasağına takılmadığı belirtilmiştir.

Sonuç: Vatandaşlarımız; sözleşmelerinde faiz ibaresi bulunmayan, paraları faizsiz fonlarda değerlendiren ve Din İşleri Yüksek Kurulu'nun belirlediği çerçeveye uyan kurumsal şirketlerle işlem yapabilirler.

Kaynakçalar
  1. Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi c. 5, s. 314.

  2. Mecelle, md. 701

  3. Ömer Nasuhi Bilmen, Istılahatı Fıkhıyye Kâmusu, c. 7, s. 8.

  4. Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, c. 6, s. 145.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız