Müceddid
Sözlükte “yenilemek, yeni bir yol açmak” anlamındaki tecdîd, bir işi ya da bir şeyi ciddiyetle ve bir yöntemle yeniden ve aslına uygun biçimde yenileme faaliyetini ifade eder. Tecdidi gerçekleştiren kimseye müceddid denir. İhyâ kelimesi benzer anlamda kullanılmakla birlikte tecdid kadar yaygınlık kazanmamıştır. Tecdid, İslâm’da içine şüphe veya fesat karıştığından yenileme ihtiyacı duyulan abdest (tecdîd-i vudû’), nikâh (tecdîd-i nikâh) ve akîde (tecdîd-i îman) hakkında kullanılmıştır. Ancak dinî yapının bütünüyle ilgili kullanımı özellikle son iki asırda ön plana çıktığından dinin yenilenmesi veya dinde tecdid tabirleri üzerinden içerik ve anlam kazanmıştır. Buna göre dinin tecdidi, “dinde değişiklik yapılarak bazı unsurların çıkarılıp yeni bazı unsurların eklenmesi şeklinde dinin yeniden tanımlanması” (reform) anlamında olmayıp “zaman içerisinde zayıflayan dinle irtibatın yeniden güçlendirilmesi” demektir.
Tecdid, hem ilgili olduğu rivayetler hem terimin muhtevasının tayininde tutulan yol bakımından İslam toplumunda ilmin ve ulemanın konumunu dile getiren önemli bir terimdir ve zaman içerisinde ortaya sorunların çıkacağını, bu sorunların tecdid sürecinde ehil kimseler tarafından çözülebileceğini ifade etmektedir.1
Halifeler aynı zamanda müceddid midir?
Halife, Hz. Peygamber'in (sav) vefatından sonra Müslümanların siyasi ve idari liderliğini üstlenen kimsedir. Müceddid ise dini yeniden ihya eden, unutulan sünnetleri canlandıran, ortaya çıkan bid'at ve yanlış anlayışlarla mücadele eden büyük âlimdir. Ancak bazı şahıslar her iki vasfı da taşıyabilir. Bunun en meşhur örneği Ömer bin Abdülaziz'dir. Kendisi hem halife olmuş hem de birçok âlim tarafından hicri birinci asrın müceddidi kabul edilmiştir.
Raşid Halifeler olan Ebû Bekir es-Sıddîk, Ömer bin Hattâb, Osman bin Affân ve Ali bin Ebû Tâlib için ise için ise "müceddid" tabiri kullanılmaz. Çünkü onlar zaten dinin ilk nesli olan sahabilerdir ve dini yenileme değil, doğrudan yaşama ve uygulama döneminde bulunmuşlardır. Müceddidlik kavramı daha çok sonraki asırlarda, dinde bazı zayıflama ve bozulmalar ortaya çıktıktan sonra anlam kazanmıştır. Nitekim meşhur hadiste Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir.2
Âlimler bu hadisin kapsamına giren şahısları tespit etmeye çalışmışlardır. Bu yüzden müceddidlik daha çok sonraki asırlarda kullanılan bir unvan haline gelmiştir.
Tahsin Görgün, "Müceddid", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2011, c. 40, s. 234.
Ebu Davud, Melahim, 1.

