İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Îmân, yalnız icmâlî ve taklîdî bir tasdîke münhasır değildir. Bir çekirdekten tut, tâ büyük bir hurmâ ağacına kadar; ve eldeki aynada görünen misâlî güneşten tut, tâ deniz yüzündeki aksine kadar, tâ güneşe kadar mertebeleri ve inkişâfâtları olduğu gibi; îmânın o derece kesretli hakîkatleri var ki, bin bir esmâ-yı İlâhiyenin ve sâir erkân-ı îmâniyenin kâinât hakîkatleriyle alâkadâr çok hakîkatleri var ki, bütün ilimlerin ve ma‘rifetlerin ve kemâlât-ı insâniyenin en büyüğü îmândır. 1
İman, sadece taklidî ve yüzeysel bir kabulden ibaret değildir. İmanın içinde mertebeler ve inkişaflar vardır. Bir çekirdekten hurma ağacına, aynadaki güneşin suretinden hakikî güneşe kadar uzanan dereceler gibi, imanın da dereceleri bulunur.
İman, taklidî ve tahkikî olmak üzere ikiye ayrılır. Taklidî iman, zayıftır ve şüphelere mağlup olabilir. Tahkikî (hakiki) iman ise delil ve burhanlarla kuvvetlenmiş iman demektir.
Tahkiki imanın; ilme'l-yakin, ayne'l-yakin ve hakka'l-yakin olmak üzere üç mertebesi vardır. İlme'l-yakîn mertebesi “Aklî ve naklî delillerin neticesinde kalpte oluşan kesin bilgi” diye tanımlanır. İmanın ayne'l-yakîn mertebesi ise "müşahade (gözlem) yoluyla elde edilen ve doğruluğu apaçık olan bilgi diye" tarif edilir. Hakka'l-yakîn mertebesi ise "ilim ve müşahededen geçerek fiili olarak yaşanılan hakikat" diye tarif edilir.
İman, taklidi halden tahkiki hale geçtikçe delil ve burhanla sabit hale gelir. Şüphelere karşı dayanır. Kişi, Allah'ın isimlerinin bir tezahürü olan şu kâinat kitabını tefekkürle okur. İşte bu okuma hakiki ilimdir. Her şeyin Allah'ın isimlerinin bir yansıması olduğunu bilmek, her şeyde Allah'ın rahmet, hikmet ve inayet eserini görmek hakiki ilimdir. İlimden maksat budur, yoksa imana ait olmayan ve kişiyi Allah'a ulaştırmayan bilgiler kıymetsizdir, değersizdir.
Bütün ilimler, hakikatte Allah’ın isimlerini tanıtmaya hizmet eder. Fizik, kimya, biyoloji, astronomi vb. her biri Rabbimizi bizlere tanıtan birer delildir. Her bir ilim, kendine has özel diliyle Allah'ın varlığını ve birliğini gösterir. İnsan, iman ile bu ilimlerin ulaşmak istediği en nihai maksadı doğrudan kavrar. İşte bu noktadan baktığımızda iman, ilimlerin en büyüğü olmaktadır.
Nasıl çekirdekte ağacın programı, aynada güneşin yansıması, anahtarda hazinenin kapısı bulunuyorsa aynen öyle de imanda dahi bütün ilimlerin hakikati bulunmaktadır. İlimlerin esası, kaynağı ve reisi, iman ilimleridir. İman olmazsa akıl işkence âletine döner. ilim evham olur, kıymeti binden bire düşer. Neticesiz, meyvesiz ve faydasız olur.
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 266

