Bediüzzaman Said Nursi

28.09.2025

243

Bediüzzaman Hazretlerinin Talebelerine Kanaat Etmesi Ne Demektir?

Üstad Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur'da; "Madem ben sizlere kanaat ettim..." ifadesi ile neyi kastetmektedir? Sürgünlerde ve hapislerde olan bir kişi, talebesini nasıl seçecektir? İzah eder misiniz?

04.10.2025 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:

Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum; siz dahi Risaletü'n-Nur'a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir.1

Bediüzzaman Hazretlerinin bu ifadesi, hem talebelerine duyduğu güveni hem de Risale-i Nur hizmetinin esasını göstermektedir. “Madem ben sizlere kanaat ettim” sözü, talebelerinin sadakatini, samimiyetini ve hizmetteki sebatını kâfi gördüğünü; başka arayışlara girmediğini ifade eder. Bu aynı zamanda, sürgünler ve hapisler içinde geçen yalnız hayatında bir teselli ve ihtiyaçsızlık hâlini de gösterir. Bediüzzaman Hazretleri, bütün nazarını Kur’ân’dan gelen Risale-i Nur hizmetine çevirmiş; dünyanın fânî işlerinden ve siyasetten el çekmiştir. “Başkalarına bakmıyorum” ifadesi de, talebelerinin iman hizmetindeki sadakatlerini yeterli görmesi mânâsındadır. Buna karşılık talebelerinden de “Risale-i Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır” diyerek aynı sadakati istemektedir. Yani talebelerin nazarını şahıslara değil, Kur’ân hakikatlerini ders veren Risale-i Nur’a çevirmektedir. Böylece hizmetin şahıs merkezli değil, doğrudan doğruya hakikat merkezli olduğu anlaşılmaktadır.

Talebelik meselesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bediüzzaman Hazretlerinin talebe kabulü, sıradan bir hoca-talebe münasebeti şeklinde değildir; mânevî bir intisap ve hizmete sadâkat esası üzerine kuruludur. Sürgün ve mecburî ikamet şartları sebebiyle herkesle doğrudan görüşmesi mümkün olmamıştır. Bu sebeple talebelikte asıl ölçü, şahsen görüşmek değil; Risale-i Nur’u okuyup yazmak, neşrine hizmet etmek ve ona sahip çıkmaktır. Nitekim bu hususta Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

Risâle-i Nûr’a intisâb eden zâtın en ehemmiyetli vazîfesi, onu yazmak veya yazdırmaktır ve intişârına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, Risâle-i Nûr talebesi ünvânını alır.2

Yukarıdaki maddelere ilave olarak sadakat de şarttır: Talebe olmanın temel şartı, Risale-i Nur'un iman ve Kur'ân hakikatlerini canıgönülden kabul edip o dairenin dışındaki cereyanlara ve bid'atlara meyil etmemektir. Bu hususa dair Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemiştir:

Risalet-ün-Nur, kendi sâdık ve sebatkâr şâkirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymettar neticeye mukabil, fiat olarak o şâkirdlerden tam ve hâlis bir sadâkat ve dâimî sarsılmaz bir sebat ister.3

Diğer bir madde ise Sözler'i yani Risale-i Nurları kendi malı gibi bilmektir. Bu hususa dair Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemiştir:

Talebeliğin hassası ve şartı şudur ki: Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin.4

Diğer bir madde ise Risale-i Nur hizmetinden vazgeçmemektir. Bu hususa dair Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemiştir:

Bu hakikate binaen, bu şehre bir kutup, bir gavs-ı âzam gelse, ‘Seni on günde velâyet derecesine çıkaracağım’ dese, sen Risâle-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.5

Diğer bir madde ise ihlas şartıdır. Bu hususa dair Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemiştir:

Isparta kahramanlarının gösterdikleri hârikalar ve cihanpesendane (dünyaya meydan okurcasına) hidemat-ı nuriyenin (nur hizmetlerinin) esası, hârika sadakatları ve fevkalâde metanetleridir (dayanıklılıklarıdır). Bu metanetin birinci sebebi: Kuvvet-i imaniye ve ihlas hasletidir. İkinci sebebi: Cesaret-i fıtriyedir.6

Görmeden kabul: Üstad Hazretleri, mektuplarla veya rüyalarla tanıyıp hizmetlerini uzaktan takdir ettiği birçok kişiyi de talebeliğe kabul etmiştir. Bu durum, fiziksel yakınlıktan çok kalbî ve manevi bir rabıtanın esas alındığını gösterir. Bu hususa dair Bediüzzaman Hazretleri şöyle bir hadiseyi nakletmiştir.

Risâle-i Nûr’un birinci şâkirdi Mustafa’nın istikbâle liyâkatine dâir Üstâdımın hükmünü tasdîk eden bir hâdise: Şöyle ki, kurban arefesinden bir gün evvel, Üstâdım gezmeye gidecekti. At getirmek üzere beni gönderdiği zaman, ben Üstâdıma dedim: “Sen aşağıya inme, ben kapıyı arkasından örtüp odunluktan çıkacağım.” Üstâdım, “Hayır” dedi. “Sen kapıdan çık.” diyerek aşağıya indi. Ben kapıdan çıktıktan sonra kapıyı arkasından sürgüledi. Ben gittim, kendisi de yukarıya çıkmıştı. Sonra yatmış. Bir müddet sonra Kuleönülü Mustafa, Hacı Osman’la beraber gelmişler. Üstâdım hiç kimseyi kabûl etmiyordu ve etmeyecekti. Hususan o vakit iki adamı beraber hiç yanına almaz, geri çevirirdi. Hâlbuki bu makamda bahsedilen kardeşimiz Kuleönülü Mustafa, Hacı Osman’la gelince, kapı güya lisân-ı hâl ile ona demiş ki: “Üstâdın seni kabûl etmeyecek. Fakat ben sana açılacağım.” diyerek arkasından sürgülenmiş kapı, kendi kendine Mustafa’ya açılmış. Demek Üstâdımın onun hakkında, “Mustafa istikbâle lâyıktır.” diye söylediğini, istikbâl gösterdiği gibi, kapı da buna şâhid olmuştur.7

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyât, Isparta 2020, s. 94.

  2. Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyât, Isparta 2020, s. 25.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 178.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 169.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 103.

  6. Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyât, Isparta 2020, s. 187.

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 257.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız