RİSALE-İ NUR

18.09.2010

3651

Dinsizlerin Galibiyetlerinin Sebebi

Gençlik Rehberindeki, "Hem senin dünyaca muvaffakıyetin, elmasçı ve divane olmuş bir Yahudinin cam parçalarını elmas fiatiyle aldığı gibi; sen de küçücük, kısacık bir zamana, bir hayata, uzun ve daimî ve geniş bir hayatın fiatını verdiğin için, elbette o had dairesinde galebe edersin. Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam gibi hissiyatla müteveccih olduğun için, ehl-i diyanete muvakkaten tefevvuk edersin." cümlesini izah eder misiniz?

06.06.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Sorunuzda zikredilen kısım Risale-i Nur’da şöyle geçmektedir:

Hem senin dünyaca muvaffakıyetin, elmasçı ve divane olmuş bir Yahudinin cam parçalarını elmas fiatiyle aldığı gibi; sen de küçücük, kısacık bir zamana, bir hayata, uzun ve daimî ve geniş bir hayatın fiatını verdiğin için, elbette o had dairesinde galebe edersin. Bir dakikaya bir sene kadar şiddetli hırs, muhabbet, intikam gibi hissiyatla müteveccih olduğun için, ehl-i diyanete muvakkaten tefevvuk edersin.1

Allah Teâlâ, insanı hem âhiretini kazanmaya hem de dünya hayatını idare etmeye yetecek duygu ve kabiliyetlerle yaratmıştır. İnsanın ruhundaki bu duyguların bir kısmı şiddetli, bir kısmı ise daha hafiftir. Hayatı yalnız dünya hayatından ibaret zannedenler ise, kendilerindeki bu his ve kabiliyetlerin tamamını sadece dünyaya sarf ederler. Bütün hissiyatlarıyla, ruh ve kalbleriyle dünya işlerine yönelir; fânî meseleleri hayatlarının asıl gayesi hâline getirirler. Bu sebeple, ehl-i imana nisbetle dünya işlerinde daha büyük bir hırs, daha yoğun bir himmet ve daha ısrarlı bir kararlılık gösterebilirler. Aynı dünyevî hedefler etrafında dindar insanlarla karşı karşıya geldiklerinde, o şiddetli hislerini tamamen o sahaya sevk ettikleri için, bazı meselelerde onlara geçici olarak üstün de gelebilirler. Çünkü dünyayı tek hedef hâline getiren gaflet ehli, ebedî hayatı kazandıracak kadar kıymetli olan vakit ve his sermayesini, hakikatte değersiz olan fânî işlere sarf etmektedir. Yani kendisine verilen hisleri ,duyguları ve kabiliyetleri yanlış yolda kullanmaktadır. İşte bu yanlıştan kurtulmak için bu duyguların ,hislerin ,kabiliyetlerin doğru mecraya sevk edilip doğru alanda kullanılması lazımdır. Bu hissiyatların doğru kullanımı hakkında bir tavsiye olarak Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemiştir:

İnsanlar, insana verilen manevî cihazları, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilane davransa, ahlâk-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur. Eğer hafiflerini dünya işlerine ve şiddetlilerini âhirete ve manevî vazifelere sarfetse, güzel ahlâk-ı hamîdeye menşe’, hikmet ve hakikata muvafık olarak iki dünya saadetine medar olur.2

İşte bu hakikati bilmeyen bazı kimseler, aslında hakikat nazarında beş para etmeyen meselelere, divane olmuş bir elmasçının cam parçasına elmas kıymeti vermesi gibi, son derece büyük bir vakit ve enerji harcarlar. Bâtıl bir yolda da olsa, o meseleye bütün hissiyatıyla yöneldikleri için, o dar sahada başarılı olabilir ve ehl-i hakka geçici bir galebe çalabilirler. Fakat bu, hakikî bir üstünlük değil; ebedî hayatın sermayesini fânî ve kıymetsiz şeylere sarf etmenin neticesidir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu hakikate şöyle işaret edilir:

Siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Hâlbuki âhiret daha hayırlı ve daha süreklidir.3

Peygamber Efendimiz asm de dünya sevgisinin insanı nasıl yanlışlara sürüklediğini bir hadis-i şerifinde şöyle haber vermiştir:

Dünya sevgisi her hatanın başıdır.4

Netice olarak, ehl-i hak her bir dakikasını Bâkî-i Zülcelâl’in rızası dairesinde değerlendirmeye çalışırken; yalnız dünyaya talib olanlar bütün kuvvetlerini dar, geçici ve fânî bir sahaya toplarlar. Bu sebeple, o sınırlı alanda muvakkaten galip görünseler de, gerçekte yaptıkları şey; pırlanta kıymetindeki bir ömrü, cam parçası hükmündeki geçici menfaatlere feda etmektir. Bu hataya düşmemek ve hem dünya hem de ahirette bahtiyar olmak için şu hakikatı akılda tutmak lazımdır .

Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızâyı çabuk elde edebilir. Kırılacak şişe pahasına daimî bir elmasın fiyatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir.5

Yine dünya ve ahiret dengesini doğru kurmak yani hem dünya işlerini sağlam yapıp hem de ahiretini unutmayarak ,diğer bir ifadeyle hiç ölmeyecekmiş gibi dünya ya yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışmak için aşağıdaki maddeleri dikkatlice okuyun .

Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terketmek lâzımdır:
1. Dünyanın ömrü kısa olup, süratle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor.
2. Dünyanın lezâizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.
3. Seni intizar etmekte ve senin de süratle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın ziynetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir.
4. Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki muvazene, kabir ile dünya arasındaki aynı muvazenedir. Maahaza, Cenâb-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyle ise, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah’ın davetine icabet et.


Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 162

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 25

  3. Ala, 87/16

  4. Beyhakî: Şuabü’l-İmân ,İbn Ebü’d-Dünyâ: Kitâbü’z-Zühd ve Dammü’d-Dünyâ

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 25


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız