Dinozor kelimesi Yunanca "korkunç" anlamına gelen "denius" ve "kertenkele" anlamına gelen "sauros" sözcüklerinden türetilmiştir. Türkçede yaygın olarak “dinazor” şeklinde yazıldığı da olur. Dinozorlar zamanla daha da genelleştirilerek bütün iri yapılı sürüngen fosillerine atfedilmiştir. Bugün ise dinozor kelimesi soyu tükenmiş olan bazı tür sürüngenler için kullanılmaktadır. Bilim dünyasının (büyük çoğunluğunun) fosil kayıtlarına dayalı ortak kabulüne göre, nesilleri tükenmiş olan dinozorların Mesozoyik Zaman’da yani günümüzden yaklaşık 252-66 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilmektedir. Dinozorlar ilk olarak 230 milyon yıl önce Orta Trias'da görüldükleri ifade edilmektedir. Karada ve suda yaşayan türlerin yanı sıra hem karada hem suda yaşayan ve uçabilen türlerin de olduğu bilinmektedir. Devasa büyüklükte olanların yanında tavuk büyüklüğünde olanları da fosil keşiflerine dayalı yorumlarla rapor edilmiştir. En iri dinozor olan Diplodocus, 26 metreyi bulan uzunluğu ile dev boyutlu bir hayvandı, denilmektedir.
Yine fosil kayıtlarına dayalı yorumlara göre, bazıları iki ayak, bazıları ise dört ayak üzerinde hareket eden bu hayvanlar etçil, otçul veya rastladıkları her şeyi yemeye yatkın canlılardı. Dinozorların soyunun tükenme nedeni bugün tam olarak anlaşılmış değildir.1
Dinozorların milyonlarca yıl yaşamasının sebepleri şöyle açıklanmaktadır:
• Çevreye uyum sağladılar.
• Pullu ve su geçirmez derileri sayesinde korundular ve kuru kaldılar.
• Sert kabuklu yumurtaları sayesinde pek çok yavru yaşadı.
• O dönemde yaşayan diğer hayvanlara oranla daha kolay yürüdüklerinden, kolayca yiyecek bulup düşmanlarından kaçtılar.
• Bazı dinozorlar ot, bazıları ise et yediklerinden yiyecek sıkıntısı çekmediler.
Yine popüler bilim anlatıları ve yorumlara göre; dinozorların ilk zamanları, dünyanın bugünkünden çok farklı olduğu bir döneme denk gelir. Atmosferin bileşimi, bitki örtüsü, sıcaklık ve oksijen oranları günümüzden oldukça farklı olduğu iddia edilmektedir. Dinozorlar bu şartlara son derece iyi uyum sağladıkları ve milyonlarca yıl yeryüzünün hakim canlıları oldukları varsayılmıştır. Ancak çevre şartları hızlı ve köklü biçimde değiştiğinde, her tür bu değişime aynı hızda adaptasyon (uyum) sağlayamaz ve yok olur. Ancak bu yok oluş sadece dinozorlara özgü değildir. Yeryüzünde yaşamış türlerin bir kısmı günümüze ulaşmamıştır. Trilobitler, mamutlar, kılıç dişli kaplanlar bunun bilinen örnekleridir. Günümüzde bile birçok tür yok olma tehlikesi altındadır: Amur Leoparı, Sumatra Kaplanı, Akdeniz Koku ve Kelaynak Kuşu gibi canlılar, çoğunlukla insan faaliyetleri ve buna bağlı çevresel değişimler nedeniyle hızla azalmaktadır.
Dinozorların nasıl yok olduğuna dair bugüne dek birçok iddia ortaya atılmıştır. Geçmişte, dinozorların kısa bir süre içinde toplu olarak nasıl yok oldukları uzun süre açıklanamamış ve yanardağ patlamalarından dünyadaki iklim değişikliklerine kadar çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. 1980’de Nobel ödüllü fizikçi Luis Alvarez ve oğlu jeolog Walter Alvarez, dinozorları bir göktaşının ortadan kaldırdığını ileri sürdüler. Alvarezler’in bu görüşü, 80’li yılların sonları ve 90’lı yılların başlarında bilim çevrelerinde ağırlık kazanmış ve ilerleyen yıllarda da ortak kabul görmüştür. Yapılan araştırmalarla bu görüşün kanıtlamış olduğu iddia edilmektedir. 2
Konuyu evrim iddiası bağlamında ele alacak olursak; Dinozorlar, (sözde) evrim teorisinde fosil kayıtlarının sürekliliği, kuşların kökeni ve geçiş formları bağlamında kullanılır. Dinozorlar (eğer varlıkları kesinse) vaktiyle bağımsız olarak yaratılmış, ekosistemde belli vazifeleri yapmış, vazifeleri bitince de doğa sahnesinden çekilmiş, vazifeden terhis edilmiş bir tür oldukları aşikârdır.
Var oluşlarının, yok oluşlarının, adaptasyonlarının veya adapte olamamalarının evrim (türden türe geçiş) iddiasıyla hiç ilgisi yoktur. Dolayısıyla dinozorların varlığını kabul etmek için evrimci olmak gerekmez, bunların varlığı yaratılış bağlamında da kabul edilebilir ve hem İslâmî hem bilimsel açıdan hakikatlerle uyuşan da budur.
Adaptasyon evrim değildir, canlıların çevre şartlarına uyum sağlayabilme kapasitesidir. Bunun örnekleri çoktur. Mesela: Kutup Ayılarının kalın yağ tabakası ve beyaz kürkü soğuk iklimlere uyumu gösterirken, Boz Ayıların daha farklı iklimlerde yaşayabilmesi aynı tür grubunda bile çevreye göre farklılaşmanın mümkün olduğunu ortaya koyar. Benzer şekilde, Afrika’da yaşayan insan topluluklarının sıcak iklime daha uygun fizyolojik özellikler taşıması veya kuzey coğrafyalarında yaşayan insanların soğuğa daha dayanıklı beden yapısına sahip olması, bu biyolojik durumun örneklerindendir. Bu tür adaptasyonlar, her bir türün kendine has gen havuzunda en başından kodlu genetik programın dahilindedir. Âdeta birer stepne veya sigorta gibidir. Pasif durumdan vakti geldiğinde aktif duruma geçer ve canlıyı belli bir sınıra kadar hayatta tutar. Bu, Yüce Allah’ın türlerin genomlarına en başından koyduğu hayat sigortalarıdır ve teleolojik delil (gaye-nizam delili) kapsamında tevhidi ispat eder, ateizmi ve kılıfı olan evrimi çürütür. Yani İslâm düşüncesi açısından da yaratılışa aykırı olmak şöyle dursun aksine yaratılış kanıtıdır.
Nitekim bu durumun adı evrim değil adaptasyon sürecidir. Adaptasyonların evrim adıyla anılması doğru değildir. Çünkü burada söz konusu olan, Allah’ın yarattığı canlıların yine O’nun koyup işlettiği tabiat kanunları içinde çevreye uyum sağlamasıdır, adaptasyonlarda mevcut genoma yeni bilgi eklenmesi yoktur. İslâm'ın karşı olduğu durum ise, hakiki evrim iddiası olan bir türden başka bir türe geçiştir (makro evrimdir) ve bu iddiayı doğrulayan tek bir bilimsel kanıt dahi yoktur.
Ayrıca durum sadece evrim iddiasına kanıt yokluğuyla da sınırlı değildir. Kambriyen başta olmak üzere tüm canlılık patlama dönemlerini gösteren fosil kayıtları, genetik bariyerler gibi türler arası üremeyi (gen akışını / geçişini) engelleyen yasalar, DNA tamir mekanizmaları gibi DNA’yı bozulmaya ve türsel değişime karşı koruyan genom gardiyanı mekanizmaları gibi tüm bilimsel veriler (makro) evrim iddiasını çürütmekte, imkânsızlığını ispat etmektedir.
Dolayısıyla dinozorlar konusunu da (varlıkları, tarihleri, yok oluşları ve özellikle bilim kisvesindeki evrimle bağlantılı tüm dinozor anlatıları) bu gerçekler çerçevesinde dikkatli değerlendirmek, bu konuda her söyleneni kesin doğru kabul etmemek, temkinli ve şüpheci yaklaşmak gerekir.
Evrimle alakalı detaylı bilgiler için aşağıdaki yazılarımızı okuyabilirsiniz;
Ali Haydar Gültekin, "Yarı Fosilleşmiş Dinazor Yumurtaları", Dokuz Eylül Üniversitesi, Jeoloji Mühendisliği, 1995, say. 46, s. 70.
Pınar Dündar, "Dinozorlar Gerçekten Nasıl Yok Oldu?", Bilim ve Teknik TUBİTAK Yayınları, 2009, say. 499, s. 4-5. / Mehmet Emin Aydın, Nüket Sivri (ed.), Biyoçeşitlilik ve Ekosistemler, Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları, 2023, s. 345-350.

