İslam dinînde sorumluluk (mükellefiyet) “akıl” ve “güç yetirebilmeye bağlıdır. Kişi aklî melekesini kaybettiği dönemlerde ibadetle yükümlü olmaz. Ayıldığında yükümlülük tekrar başlar. Doğuştan veya sonradan sağır-dilsiz olmak tek başına mükellefiyeti kaldırmaz. Kişi işaret- yazı ile anlayıp öğrenebiliyorsa gücü yettiği kadarla sorumludur. Şizofreni gibi aklî melekeleri dönem dönem gideren hastalıklarda da kural aynıdır. Nöbet anında sorumluluk yok, kendisine geldiği zamanlarda sorumluluk vardır.
Kur’ân-ı Kerim'de geçen aşağıdaki âyetler de kişinin durumuna göre mesuliyetinin olduğunu şöyle bildirmektedir:
Allah kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.1
Gücünüz yettiği kadar Allah’tan sakının.2
Hz. Âişe"den (ra) rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Üç kişiden sorumluluk kaldırılmıştır: Uyuyandan uyanıncaya kadar, akıl hastalığına duçar olandan aklı başına gelinceye kadar ve çocuktan bulûğ (ergenlik) çağına gelinceye kadar.”3
Fıkıh kitapları bu hadise dayanarak “mecnun (aklî melekesi yerinde olmayan) mükellef değildir” hükmünü açıkça yazar. Hanefî mezhebinde “mükellef” olmanın şartı akıldır.4 Hanefîlerde ümmi ve dilsiz kimse yalnız niyetle namaza girebilir.5
Tek başına sağır-dilsizlik mükellefiyeti kaldırmaz. Şâfiî fıkhında da dilsizin anlayışlı işareti namazda geçerlidir.6 Ayrıca dilsiz, dilini hareket ettirerek okuma kasdı taşır (ses çıkaramazsa niyet ve dil hareketiyle iktifa eder). 7
Namazda tilavet edemiyorsa niyet ve dil hareketiyle (ses çıkmasa da) kıraat kasteder; hiç yapamıyorsa tesbih ve sükûtla farzı yerine getirmiş sayılması mezheplerde tafsilatlıdır.
Akıl kaybı esnasında kişi mükellef değildir. O anlarda kılınamayan namaz ve tutulamayan oruçlar için günah ve kaza yoktur. Ayık iken bir rekâtını yakalayacak kadar şuuru yerindeyse o vaktin namazı farz olur (vakit içinde ayık kalan rekât kadar). Mecnunun bilinçsiz olduğu süre zarfındaki namazlar çoğunluğa göre kaza edilmez, çünkü o vakitte mükellef değildi. Hanefî mezhebi dışındaki cumhura göre mecnunun orucu da kaza edilmez.8
Kişi işitme-konuşma engeli beraberinde zihnî engel sebebiyle dinî tebl3iği hiç anlayamamışsa, "Biz bir peygamber göndermedikçe azap etmeyiz."9 âyetinin gereği kaynaklarda mazeret kapsamında değerlendirilir.
Sağır-dilsizlik durumunda, anlayabiliyorsa mükellefiyet devam eder, yapamadığı kısmın mükellefiyeti ise düşer.10
Bakara 2/286
Teğâbün 64/16
Ebû Dâvûd, Hudûd, 17
İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, c. 1, s. 93
İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, c. 1, s. 477
Nevevî, el-Mecmû‘, s. 33
Nevevî, el-Mecmû‘, s. 362.
el-Mevsûʿatü’l-Fıkhiyye (Kuveyt), c. 11, s. 110.
İsrâ 17/15
Nevevî, el-Mecmû‘, s. 33, 362; İbn Âbidîn, Redd, c. 1, s. 477; c. 2, s. 19

