Ayet ve hadislerin bildirdiği üzere Cennet’te acı, hüzün, keder, pişmanlık ve elem yoktur; insanın fıtratındaki bütün olumsuz menfi duygular, orada arındırılır. Bu sebeple Cennet’te keder, haset, pişmanlık gibi hiçbir olumsuz hiş ve düşünce bulunmaz. Kuran-ı Kerim'de Cennet ehli şu şekilde ifade edilir:
Onlara hiç bir korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.1
Hem onların (o mü’minlerin) sînelerinde kin (ve emsâli kötü hisler)den ne varsa (hepsini) çekip çıkarırız; (o Cennetlerde onların) altlarından ırmaklar akar.2
Hadis-i şerifler de ise şöyle geçmektedir:
Allah Teâla Hazretleri ferman etti ki: "Ben Azimu'ş-Şân, salih kullarım için gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım.3
Kalpleri, tek bir kimsenin kalbi gibidir. Aralarında ihtilaf, husumet yoktur.4
Onlar şöyle diyecekler: "Biz ebedileriz, asla helak olmayız, biz mutlu kişileriz, asla kederlenmeyiz.5
Orada hiçbir dert ve tehlike yoktur.6
Cennet ehlinden herkes cehennemdeki yerini görür de "Ya Allah bana hidayet vermeseydi?" der ve bu ona şükür olur.7
Yalnız ölüm anında bir pişmanlık bulunacağını Peygamber Efendimiz (s.a.v) şu şekilde ifade etmiştir:
Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur.” buyurmuştu. O pişmanlık nedir yâ Rasûlâllah?” diye soruldu. Efendimiz (sallâllâhu aleyhi ve sellem): (Ölen), muhsin (ihsan sahibi, hayır ehli, sâlih) bir kişi ise, bu hâlini daha fazla artıramamış olduğuna; şayet kötü bir kişi ise, kötülükten vazgeçerek hâlini ıslah etmediğine pişman olacaktır.” cevâbını verdiler.8
Netice olarak pişmanlık, mahşer meydanında ve hesap anında yaşanır. Ancak Cennet’e girildiğinde herkes kendisine lütfedilen nimetlerden tam bir rıza ve memnuniyet duyar. Zira Cennet, eksikliklerin ve keşkelerin değil; huzurun, razı olmanın ve ebedî sevinçlerin diyarıdır. Orada hüzne ve pişmanlığa yer yoktur.
Bakara 2/38
A'raf 7/43
Buhari, Müslim, Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 4419/1
Kütüb-i Sitte-14, s. 449/3
Tirmizi, Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 409/10099
Ramuz el-Ehadis-1, s. 170/1
Ramuz el-Ehadis-2, s. 342/1
Tirmizî, Zühd, 59/2403

