RİSALE-İ NUR

03.04.2010

6981

Bediüzzaman Hazretlerinin Cennet Yukarıda Cehennem Aşağıda İfadesinin İzahı

1. Mektup 3. Sual'de geçen cennet ve cehennem ile alakalı kısmı izah eder misiniz?

10.04.2010 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili metni cümle cümle kısaca izah etmeye çalışalım;

Cennet ve cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise, dalın müntehâsındadır.

Şecere-i hilkat, bütün kâinatın ve yaratılış düzeninin bir ağaç gibi tasviridir. Bu ağacın ebed yani sonsuzluk tarafına uzanan dalı, dünya hayatından başlayıp ahiret ve ebediyete yönelen bir gidişattır. Cennet ve cehennem ise bu dalın iki meyvesidir. Yani yaratılış ağacının ebediyet cihetinde verdiği iki nihai ve kesin sonuçtur. Nasıl ki bir meyve dalın sonunda bulunur, aynı bunun gibi de cennet ve cehennemin asıl yeri ahiret menzilidir. Dünya, meyvenin olgunlaşmasına vesile olan tarlayken ahiret ise meyvenin ortaya çıktığı sonuç yeridir.

Hem şu silsile-i kâinâtın iki neticesidir. Neticelerin mahalleri silsilenin iki tarafındadır. Süflîsi, sakîli aşağı tarafında; nûrânîsi, ulvîsi yukarı tarafındadır.

Silsile-i kâinat, kâinatta işleyen hikmetli düzeni, imtihan sırrını ve insanın iradesiyle ortaya çıkan amelleri içine alan büyük bir zincirdir. Bu zincirin saadet ve şekavet, mükafat ve ceza olarak iki büyük neticesi vardır. Bunların karşılığı olarak cennet ve cehennem ortaya çıkar. Bu silsilenin ucunda iki ayrı menzil bulunur. Nurani ve ulvi olan menzil, cennettir. Bu kısım, neticenin yukarı kısmında yer alırken süfli, sakil kısmı olan cehennem ise neticenin aşağı kısmında yer alır. Yapılan iyilikler, sevaplar nurani oldukları için yukarı doğru yani cennete doğru hareket ederken günahlar ve pis şeyler ağır oldukları için dibe yani cehenneme doğru giderler. Buradaki aşağı-yukarı tarifi sadece bir mekan tarifi değil mahiyet ve kıymet bakımından bir tasniftir.

Hem şu seyl-i şuûnâtın ve mahsûlât-ı ma‘neviye-i arziyenin iki mahzenidir. Mahzenin mekânı ise, mahsûlâtın nev‘ine göre, fenâsı altında, iyisi üstündedir.

Seyl-i şuunat, kâinatta ve insan hayatında durmadan akan hadiseler, fiiller ve neticeler demektir. Mahsulat-ı maneviye-i arziye ise yeryüzünde özellikle insanın iman ve küfür, iyilik ve kötülük, adalet ve zulüm gibi tercihleriyle meydana gelen manevi ürünlerdir.

Cennet ve cehennem ise bu manevi ürünlerin iki mahzeni yani biriktirildiği, ayrıldığı, muhafaza edildiği iki büyük depo hükmündedir. İyilik ve iman mahsulü bir yerde kötülük ve küfür mahsulü başka yerde toplanır.

Bir depoda habis ve kıymetsiz şeyler aşağıda, temiz ve kıymetli şeyler yukarıda muhafaza edilir. Aynen bunun gibi, manevi bakımdan fena ve kirli olanların mahzeni aşağı tarafta, iyi ve temiz olanların mahzeni yukarı taraftadır.

Hem ebede karşı cereyân eden ve dalgalanan mevcûdât-ı seyyâlenin iki havzıdır. Havzın yeri ise, seylin durduğu ve tecemmu‘ ettiği yerdedir. Yani habîsâtı ve müzahrafâtı esfelde, tayyibâtı ve sâfiyâtı a‘lâdadır. 1

Mevcudat-ı seyyale, akıp giden, sürekli değişen, zaman içinde gelip geçen varlıklar ve hadiseler demektir. Bu akış ebede doğrudur. Yani fani, geçici görünen bu gidişat, neticede ebedi bir âleme bağlanır. Cennet ve cehennem de bu büyük akışın iki havzıdır. Nasıl sular bir yerde toplanır, durulur öyle de insanların amellerinden doğan manevi neticeler de iki nihai menzil olan cennet ve cehennemde toplanır. Bu fiillerin süprüntü, işe yaramaz ve pis olanları aşağı kısımda, temiz ve güzel olanlar ise yukarı kısımda bulunur. Yani kötü ve kirli neticeler aşağıda temiz ve güzel neticeler yukarıda toplanır.

Netice olarak Cennet ve Cehennem; yaratılış ağacının sonsuzluk tarafına bakan dalında olgunlaşan iki nihai meyve, iki kesin neticedir. Dünyada işlenen işler ve insanın iman ve küfür, hayır ve şer gibi manevi mahsulleri ahirette iki ayrı mahzende toplanır ve ayrışır. Bu ayrışmanın sonucunda pis ve süfli olanlar aşağı tarafta, temiz ve nurani olanlar ise yukarı tarafta yer alır. Buradaki aşağı-yukarı tarifi sadece bir mekan tarifi değil mahiyet ve kıymet bakımından bir tasniftir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 5-6.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız