Cehennem Ehlinin Cehennemdeki Durumu
Ehl-i sünnet ve’l-cemaate göre cennet ve cehennem haktır. Ahiret hayatında tekrar dirilme, bedenlerle birlikte gerçekleşir. Azap ve nimet, hem ruh hem bedenle olur ve cehennem ehli için ölüm yoktur. Bu görüş, Kur’an naslarına, mütevatir/sahih hadislere ve selef ve halef alimlerinin icmalarına dayanır.
Kur’an-ı Kerim’den Deliller
Şübhesiz ki âyetlerimizi inkâr edenler yok mu, onları ileride bir ateşe atacağız! Ne zaman derileri (yanıp) pişse, azâbı (iyice) tatsınlar diye onları, ondan başka derilerle değiştireceğiz. Muhakkak ki Allah, Azîz (kudreti dâimâ galib gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.1
Azabın bilinçli şekilde hissedilmesi derinin yenilenmesi azabı azaltmak için değil devam ettirmek içindir. Bu ayet, bedenin yok olmayacağını, azaba elverişli biçimde muhafaza edileceğini açıkça bildirir.
Hâlbuki inkâr edenlere gelince, onlar için Cehennem ateşi vardır. Onlara ne (ölümle) hüküm verilir ki ölsünler (de kurtulsunlar), ne de onlardan (Cehennem ateşinin) azâbı biraz olsun hafifletilir. İşte her azılı kâfiri böyle cezâlandırırız!2
O (bedbaht) ki, en büyük ateşe girecektir! Sonra orada ne ölecek (ki kurtulsun), ne de yaşayacak! 3
Hadis-i Şeriflerden Deliller
Ölüm (kıyamet günü) güzel bir koç şeklinde getirilir ve (cennet ile cehennem arasında tutulur). Bir münadi, "Ey cennet ehli!" diye seslenir ve cennet ehli koşuşarak gelir ve (koç şeklindeki ölüme) bakarlar. "Bunu tanıyor musunuz?" diye sorar. Onlar da, "Evet bu ölümdür." derler ve hepsi onu görmüş olurlar. Sonra münadi, "Ey cehennem ehli!" diye seslenir. Onlar da koşuşarak gelir ve ona bakarlar. Onlara da, "Bunu tanıyor musunuz?" diye sorar. Onlar da, "Evet, bu ölümdür." diye cevap verirler ve hepsi onu görmüş olurlar. Sonra bu koç (onların gözü önünde) kesilir. Sonra (aynı münadi), "Ey cennet ehli burada ebedîlik (hulûd) vardır, ölüm yoktur. Ey cehennem ehli size de ebedîlik var, ölüm yoktur." der." (Daha sonra Resûllullah) şu âyeti okur: "Her şeyin hükme bağlanacağı o onulmaz pişmanlıklar gününün (gelip çatacağı konusunda) onları uyar. Çünkü onlar hâlâ gaflet içindeler ve (o günün geleceğine) inanmıyorlar.”4
Bu hadis, cehennem azabının ebediliğini, bedenin yok olmayacağını kesin şekilde ortaya koyar.
Ehl-i Sünnet Alimlerinin İzahları
Cehennem azabı, bedenin yok olmasıyla değil, bedenin azaba elverişli şekilde sabit ve devamlı olmasıyla gerçekleşir.5
Ahiret bedeni, dünya bedenine benzemez. O, çözülmeyen ve tükenmeyen bir bedendir.6
Azap hakikîdir, mecaz değildir. Ruh da beden de ona muhataptır.7
Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konudaki görüşlerini Sözler eserinde şöyle ifade eder:
Evvelâ şu âlemde, cism-i zîhayatın inkırâza ve mevte mahkûmiyeti ise, vâridât ve masârıfın muvâzenesizliğindendir. Çocukluktan sinn-i kemâle kadar vâridât çoktur. Ondan sonra masârıf ziyâdeleşir, muvâzene kaybolur. O da ölür. Âlem-i ebediyette ise, zerrât-ı cisim sâbit kalıp, terkîb ve tahlîle ma‘rûz değil. Veyâhûd muvâzene sâbit kalır. Vâridât ile masârıf muvâzenettedir. 8
Bu parçayı özetleyecek olursak, bu dünyada insan bedeninin ölüme maruz kalmasının sebebi, bedene giren ve çıkan maddelerin dengesizliğindendir. Doğumdan olgunluk çağına kadar bedene giren maddeler, çıkan maddelere oranla daha fazladır. Dolayısıyla insan büyür ve güçlenir. Olgunluk çağından sonra ise bedenden çıkan maddeler, giren maddelere oranla artmaya başlar. Bu sebeple de insan yavaş yavaş gücünü kaybeder ve ölüme doğru gider.
Ahirette ise bedenin zerreleri/atomları sabit kalır. Zerrelerin birleşerek bedenin büyümesi veya zerrelerin birbirinden ayrışarak bedenin yaşlanması gibi bir durum söz konusu değildir. Bedene giren ve çıkan maddeler sürekli dengededir. Dolayısıyla cennette de cehennemde de ölmek, yok olmak, tükenmek yoktur.
Cehennem ehlinin bedeni, azabı hissedecek şekilde sürekli yenilenir. Bir şeyin yenilenmesi, onun yok olması anlamına gelmez. Yenilenme, eksilenin yerine tekrar konması demektir. Kaybedilen şey hemen ve eksiksiz şekilde yerine konur. Yanan deri tekrar verilir, zarar gören beden tekrar sağlam hale getirilir. Bu yüzden beden tükenmez, azap devam eder ama beden yok olmaz.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri Cehennem ehlinin cehennem azabının hafifleyeceği veya cehennem azabına alışacağına ile ilgili şöyle bir değerlendirme yapar:
Maa-hâzâ, kâfirin meskeni cehennemdir. Ve ebedî olarak orada kalacaktır. Fakat kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkāk etmiş ise de, amelinin cezâsını çektikten sonra, ateş ile bir nevi‘ ülfet peydâ eder ve evvelki şiddetlerden âzâde olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları a‘mâl-i hayriyelerine mükâfâten, şu merhamet-i İlâhiyeye mazhar olduklarına dâir işârât-ı hadîsiye vardır. 9
Kâfirin yeri ebedi olarak cehennemdir. Çünkü küfrü kendi iradesiyle tercih etmiş ve bu neticeyi kendi ameliyle hak etmiştir. Bununla beraber, kâfir, amelinin cezasını çektikten sonra cehennem azabına karşı bir nevi alışkanlık kazanır. Ancak bu, azabın ortadan kalkması demek değil, kâfirin cehennem azabına bir nevi ülfet peyda etmesi, yani ilk dehşet anının ve şaşkınlığın geçmesi manasındadır.
Bu hafiflemenin sebebi ise, onların dünyada yaptıkları bazı hayırlı amellerdir. Yani imansızlık onları kurtarmaz, cennete girmelerine sebep olmaz. Fakat insanlara faydalı olmak, bazı iyilikler yapmak gibi hayırlı ameller de büsbütün karşılıksız bırakılmaz. Rabbimizin merhametinin bir tecellisi olarak, kâfirlere cehennem azabında bir hafifleme, alışkanlık görülebilir.
Adalet cihetiyle küfür, ebedi, sonsuz bir cezayı netice verir. Merhamet cihetiyle de dünyada işlenen bazı hayırlı ameller tamamen cevapsız kalmaz. Ancak bu durum, cehennemden çıkmak veya azabın sona ermesi demek değildir; sadece azabın ilk şiddetinin bir derece hafiflemesi manasına gelir.
Cennette Allah'ı Görmek
Mü’minlerin cennette Allah’ı görmesi kitap ve sünnetle sabit bir akide olup ümmetin geneli bunu kabul etmiştir. Ebu Said el-Hudri'den, Ebu Hureyre'den, Cabir b. Abdullah'tan, Ebu Musa el-Eş'ari'den, Süheyb-i Rumi'den, Cabir b. Abdullah'tan, Abdullah b. Ömer'den, hadisler rivayet edilmiş ve ahirette Allah-u Teala’nın görüleceği, mütevatir hadislerle sabit olmuştur. Konu ile alakalı Kur'an ve sünnet delilleri şöyledir:
Nice yüzler vardır ki, o gün (âhirette) parlaktırlar! Rablerine nazar edicidirler! (Allah'ın cemâlini görmeye mazhar olurlar!) 10
İkrime (ra) ve Hasan-ı Basri (ra), bu ayet-i kerimeyi, "Kıyamet gününde öyle yüzler vardır ki, onlar, kendilerini yaratan Allah'a bakacaklardır." şeklinde izah etmişler, Taberi de bu görüşü tercih etmiştir. Ebu Said el-Hudri (ra), Peygamber Efendimizin (sav) şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
Resulullah sağ iken bir kısım insanlar ona: "Ey Allah’ın Resulü, biz kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?" dediler. Resulullah: "Evet (göreceksiniz) siz öğle vaktinde, gökte bulutların olmadığı aydınlık bir anda, güneşin görülmesinde sıkıntı çeker, birbirinizle tartışır mısınız?" buyurdu. Onlar: "Hayır." dediler. Resulullah: "Sizler, ayın on dördünde, gökte bulutların bulunmadığı aydınlık bir anda ayı görmekte sıkıntı çeker, birbirinizle tartışır mısınız?" buyurdu. Onlar: "Hayır." dediler. Resulullah: "Sizler kıyamet günüde, Aziz ve Celil olan Allah'ı görmekte ancak bu haldeki güneş ve ayı görmekteki sıkıntı ve tartışmanız kadar bir sıkıntı çekecek ve tartışmada bulunacaksınız."11
Süheyb-i Rumi (ra), Resulullah (sav) in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Cennetlikler cennete girdikleri zaman, Allah tebareke ve Teâlâ onlara "Bir şey istiyor musunuz onu size fazladan vereyim?" der. Onlar da: "Sen bizim yüzümüzü ak etmedin mi? Bizi cennete koyup cehennem ateşinden kurtarmadın mı?" derler. Allah perdeyi kaldırır, cennetliklere, aziz ve celil olan Rablerine bakmaktan daha sevimli bir şey verilmemiş olur."12
Cennette makam ve dereceler vardır. Herkese amelinin mizandaki ağırlığına göre derece verilecektir. Ehl-i Sünnet itikadına göre cennete ilk veya son girmek fark etmeksizin, derecesi ne olursa olsun tüm cennetlikler Cenab-ı Hakk'ı göreceklerdir. Fakat Cenab-ı Hakk'ı görme sıklığı ise derecelere göre değişecektir. Bu konu da İbni Ömer Hazretlerinden nakledilen hadis-i şerif şöyledir:
Cennet ehlinin Allah katında en kıymetlisi sabah ve akşam Allah'ın zatına bakandır. 13
Nisa, 4/56.
Fatır, 35/36.
A’la, 87/12-13.
Buhari, Tefsir, 19.
İmam Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân (Bekir Topaloğlu, c.3, s. 243-244, Nisâ 4/56 tefsiri).
İmam Gazâlî, İhyâ-ü Ulûmi'd-Dîn, Dârü’l-Maʿrife, Beyrut, c.4, s. 493.
İmam Beyhakî, el-İʿtikād, Dâr al-Âfâq al-Jadîda, s. 196.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 173.
Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 75.
Kıyamet, 75/22-23.
Buhari, Tevhid, 24.
Tirmizî, Tefsir 10/1.
Tirmizî, Tefsir, 72.

