Bediüzzaman Hazretlerinin destansı bir üsluba benzeyen Lemaat eseri, özgün bir üsluptur. Lemaat düz yazı ile vezin arsında, mana derinliği açısından zengin bir çalışmadır. Dolayısıyla okuması ve anlaşılması biraz zordur. Fakat Risale-i Nur'un diğer bölümlerinde, burada kısa ve öz olarak anlatılan konuların detaylı izahları bulunmaktadır. Sorunuzla ilgili bölümün tam metni Lemaat'ta şöyle geçmektedir:
[Niyet gibi, tarz-ı nazar dahi âdeti ibâdete çevirir]
Şu noktaya dikkat et: Nasıl olur niyetle mübâh âdât, ibâdât. Öyle tarz-ı nazarla fünûn-u ekvân, olur maârif-i İlâhî. Tedkîk dahi tefekkür; yani ger harfî nazarla, hem san‘at noktasında, ne güzeldir yerine, ne güzel yapmış Sâni‘, nasıl yapmış o mâhı! Nokta-i nazarında kâinâta bir baksan, nakş-ı Nakkāş-ı Ezel , nizâm ve hikmetiyle lem‘a-i kasd ve itkān, tenvîr eder şübehi.
Döner ulûm-u kâinât maârif-i İlâhî. Eğer ma‘nâ-yı ismiyle tabiat noktasında, zâtında nasıl olmuş, eğer etsen nigâhı, bakarsan kâinâta, dâire-i fünûnun dâire-i cehl olur. Bîçâre hakîkatler, kıymetsiz eller kıymetsiz eder. Çoktur bunun güvâhı.1
Konu başlığının izahı sadedinde olan bu metni bölümler halinde kısaca şöyle açıklayabiliriz:
Şu noktaya dikkat et: Nasıl olur niyetle mübâh âdât, ibâdât. Öyle tarz-ı nazarla fünûn-u ekvân, olur maârif-i İlâhî. Tedkîk dahi tefekkür; yani ger harfî nazarla, hem san‘at noktasında, ne güzeldir yerine, ne güzel yapmış Sâni‘, nasıl yapmış o mâhı!
Şu noktaya dikkat et: Güzel bir niyetle mübâh olarak ifade edilen helal dairedeki yemek, içmek ve uyumak gibi işler ve sıradan âdetler, ibadete dönüşür. Yani niyet insanın âdetini ibadete çevirir. Bu şuna benzer: Bir askerin askerlik müddetinde yemesi, içmesi, uyuması ve istirahat etmesi askerlikten sayıldığı gibi bizim dünyalık işlerimiz çalışmalarımız bile güzel bir niyet ile ibadet olabilir.
Marifetullah tabir edilen ve Rabbimizi tanımayı, isim ve sıfatlarını anlamayı netice veren bir bakış açısı ile bakıldığında, her bir bilim dalı, Allah'ı tanımaya vesile olur. Mesela tıp ilmi bizi Allah'ın Şafi ismine, matematik ve geometri hesapları Cenab-ı Hakk'ın Adl, ismine, biyoloji, fizik, kimya ve astronomi gibi bilimler de yine bir çok isim ve sıfatlara bizleri ulaştırır.
Yaratılan varlıklar Cenab-ı Hakk’ın eseri ve sanatı olmaları cihetiyle, Allah’ın (cc) isim, sıfat ve fiillerini tanıtan birer kitap gibidirler. Bu manaları okuyarak anlamlandırmaya çalışmaya, manay-ı harfî ile bakmak denilmektedir. Böyle bakılırsa, kendi kendine oluşu ifade eden “ne güzeldir yerine”, “ne güzel yapmış sanatla yaratan Allah”, denilecektir. Böylelikle eserin sahibi, fiilin faili bulunacaktır. “Nasıl yapmış o mâhı (Ay'ı)" ifadesiyle hayretle yüce Allah’ı (cc) tanıma ve bilme gerçekleşecektir.
Bu bakış açısıyla, insan fiilden faili görür. O’nu tanır. O zaman failin kastını, hikmetini anlamaya çalışır. Nakıştan, nakşı yapan nakkaşı bulur. Nakıştaki güzelliklerin nereden geldiğini bilir. Eserden eser sahibine intikal eder. Eserdeki güzelliklerin sırrını çözmeye başlar. Böylece her bir varlık, Allah’a ulaşmaya engel değil aksine birer vasıta olur.
Nokta-i nazarında kâinâta bir baksan, nakş-ı Nakkāş-ı Ezel, nizâm ve hikmetiyle lem‘a-i kasd ve itkān, tenvîr eder şübehi.
Bediüzzaman Hazretlerine göre işte bu düşüncenin verdiği bakış açısıyla kâinâta bir bakılsa, küçük-büyük, canlı-cansız her şeyin Allah’ın sağlam, mükemmel ve harika bir nakşı ve sanatı olduğu anlaşılacaktır. O Zatın her şeydeki düzen ve hikmetiyle gösterdiği nakışlardan, her varlıkta görünen faydalardan yola çıkarak kâinata bakıldığında, o zaman gaye, ilim, irade ve kudretin düsturlarıyla icad edilen her şey anlam kazanır. İnsanın zihnindeki ve kalbindeki kâinatın yaratıcısı hakkındaki karanlık şüpheleri, ancak o zaman aydınlanabilir.
Döner ulûm-u kâinât maârif-i İlâhî. Eğer ma‘nâ-yı ismîyle tabiat noktasında, zâtında nasıl olmuş, eğer etsen nigâhı, bakarsan kâinâta, dâire-i fünûnun dâire-i cehl olur. Bîçâre hakîkatler, kıymetsiz eller kıymetsiz eder. Çoktur bunun güvâhı.
Bütün fenlere ve ilimlere Allah'ın isim ve sıfatlarını bidirmesi düşüncesi ile bakılırsa, o vakit kâinattaki ilimlerin her birisi, insan için ilahî bir marifete dönüşür. Eğer insan Cenab-ı Hakk’ı unutsa, O’ndan gaflet etse veya inkâr etse, ma‘nâ-yı ismi diye tabir edilen bir bakışla Allah'ı düşünmeden her şeyin tabiat tarafından veya cansız sebepler vasıtasıyla yaratıldıkları inancıyla baksa, o zaman pozitif ilimlerin her birisi insan için bir cehalet sebebi olur. Cenab-ı Hakk’ı tanıtmak, bildirmek ve kulların O’na ulaşmasını sağlamak için âleme konulan fenler ve kanunlar, anlamını yitirip kıymetsiz olurlar. Faili bulmayan, yaratıcıyı görmeyen, hadiselerin ve varlıkların kendi kendine, tabii veya tesadüfen olduğunu düşünen kıymetsiz eller, bu nizamı da kıymetsiz zanneder. Etrafımıza baktığınızda bunun örneğini ve şahidini çoklukla görebiliriz.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrât Neşriyat, Isparta 2015, s. 348

