Sorunuzla alakalı Risale-i Nur'daki yerleri paylaşalım:
“Ne için gâvurların memleketlerinde bu semâvî tokat başlarına gelmiyor, bu bîçâre müslümanlara iniyor?”
Elcevab: Büyük hatalar ve cinâyetler te’hîr ile büyük merkezlerde; ve küçücük cinâyetler ta‘cîl ile küçük merkezlerde verildiği gibi; mühim bir hikmete binâen ehl-i küfrün cinâyetlerinin kısm-ı a‘zamı, mahkeme-i kübrâ-yı haşre te’hîr edilerek, ehl-i îmânın hataları kısmen bu dünyada cezâsı verilir.1
Yine bu mesele ile alakalı başka bir yeri daha paylaşıp izahını yapalım:
Nasıl ki küçük kabahatleri işleyenlerin, nâhiyelerde cezâları verilir. Büyük kabahatliler de büyük mahkemelere gönderilir. Öyle de ehl-i îmânın ve hâs dostların hükmen küçük hatâları, onları çabuk temizlemek için cezâları kısmen dünyada ve hem sür‘atle verilir. Ehl-i dalâletin cinâyetleri, o kadar büyüktür ki; cezâları kısacık hayat-ı dünyeviyeye sığışmadığından, muktezâ-yı adâlet olarak âlem-i bekādaki mahkeme-i kübrâya havâle edildiği için, ekseriyetle burada cezâya çarpılmıyorlar. İşte hadîs-i şerîfte اَلدُّنْيَا سِجْنُ الْمُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الْكَافِرِ (Dünya müminin zindanı, kâfirin ise cennetidir) buyurulması, mezkûr hakîkate dahi işaret ediyor. Yani, dünyada mü’min, kısmen kusurlarının cezâsını gördüğü için, dünya onun hakkında bir dâr-ı cezâdır. Dünya, onların saadetli âhiretlerine nisbeten bir zindan ve bir cehennemdir. Ve kâfirler ise, madem cehennemden çıkmayacaklar; hasenâtlarının mükâfâtlarını kısmen dünyada gördüklerinden ve büyük seyyiâtları da te’hîr edildiği cihetle, onların âhiretlerine nisbeten dünya, cennetleridir.2
Ehl-i îmânın başına gelen musîbetlerin bir kısmı, hatalarına bu dünyada verilen ikaz ve keffâret türünden cezalardır. Ehl-i küfrün büyük cinâyetlerinin çoğu ise hemen dünyada verilmez, âhiretteki büyük mahkemeye bırakılır.
Yukarıdaki metinlerden şu mânâ anlaşılmaktadır:
Mü’minin hatası dünyada çabuk karşılık görebilir. Çünkü mü’min, îmânı sebebiyle Allah’ın rahmetine erişir ve terbiyesinden geçer. Başına gelen musîbet bir ceza değil; ikaz, temizleme ve gafletten uyandırma olur.
Kâfirin cezası her zaman dünyada verilmez. Onun küfür ve dalâletle işlediği büyük cinâyetlerin cezası doğrudan dünyada bitirilmez; asıl karşılık âhirette verilir. Çünkü onların cezası, dünya hayatının dar çerçevesine sığmayacak kadar büyüktür.
Dünyada hemen ceza gelmemesi, suçsuz olduklarını göstermez. Bilakis bazen mühlet verilmesidir. Asıl muhasebe, haşirdeki büyük mahkemede görülecektir.
Müslümanların musîbet görmesi, onların Allah katında değersiz olduğunu göstermez. Aksine, bazen daha çabuk hesaba çekilmeleri, temizlenmeleri ve âhirete daha masum gitmeleri içindir.
Dünya müminin zindanı, kâfirin ise cennetidir. Çünkü mü'minin dünyada gördüğü sıkıntıların bir kısmı, hatâlarına kefâret ve manevî temizlenmeye vesile olur. Kâfir ve ehl-i dalâlet ise bazen dünyada rahat görünür; çünkü cezâlarının asıl ve büyük kısmı, adâletin tam tecellî edeceği âhirete bırakılır. Bu sebeple dünya, mü’min için âhirete nisbetle bir zindan; kâfir için de cehenneme nisbetle bir cennet hükmüne geçer.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.42
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.50

