Bediüzzaman Lakabının Anlamı
Bediüzzaman, "zamanın benzersiz güzelliği" demektir. Bu lakab Bediüzzaman Hazretleri'ne ilk olarak hocalarından Molla Fethullah tarafından verilmiş ve sonraları bu lakabı ile meşhur olmuştur.Aynı lakabla tarihte meşhur olan bir isim daha vardır. O da büyük Arab edebiyatçısı Bediüzzaman-ı Hemedânî'dir.
Bediüzzaman Lakabının Verilişi
Bu lakabın verilme kıssası Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak kitabında şöyle geçmektedir:
Bediüzzaman Hazretleri 1892’de Siirt’e gelir. Orada bulunan meşhur Molla Fethullah Efendi’nin medresesine gider. Molla Fethullah, Molla Said’e:
- Geçen sene “Süyûtî” okuyordunuz, bu sene Molla Câmi’yi mi okuyorsunuz?
Bediüzzaman:
– Evet, Câmi’yi bitirdim.
Molla Fethullah hangi kitabı sordu ise, “bitirdim” cevabını alınca, hayrette kaldı. Bu kadar kitabı bitirdiğini, hem de az zamanda bitirdiğini aklına sığıştıramadı, acaibine gitti ve dedi:
- Geçen sene deli idin, bu senede mi delisin?
Bediüzzaman:
– İnsan başkasına karşı nefsini kırmak için hakikati gizleyebilir. Fakat babadan daha muhterem olan üstadına karşı tamamen hakikatten başka bir şey söyleyemez. Emrederseniz, söylediğim kitablardan beni imtihan ediniz der.
Molla Fethullah hangi kitabtan sordu ise, cevabını güzelce verir. Bunun üzerine bu konuşmayı dinleyen ve bir sene evvel Said’in hocasının hocası bulunan Molla Ali Suran namındaki zat, kendilerinden ders almaya başladı.
Molla Fethullah:
– Pek âlâ, zekâda harikasınız, fakat ezberiniz nasıldır? Makamat-ı Harîriyeden birkaç satırını iki defa okumakla ezberleyebilir misiniz? diyerek kitabı uzatır.
Molla Said alarak, bir yaprağını bir defa okumakla ezberleyip okudu.
Molla Fethullah:
– Zekâ ile hıfzın aşırı derecede bir kimsede bir araya gelmesi nadirdir, diyerek hayrette kaldı.
Bediüzzaman orada iken, Cem’ul-Cevâmi’ kitabını, günde bir iki saat meşgul olarak bir haftada ezberledi. Bunun üzerine Molla Fethullah şu kelâmı söyleyerek kitabın üzerine yazdı:
قَدْ جَمَعَ فِى حِفْظِهِ جَمْعَ الْجَوَامِعِ جَمِيعَهُ فِى جُمُعَةٍ yani "Cem’ul-Cevâmi kitabının tamamını bir haftada ezberlemiştir. "
Molla Said kendisi de Cem’ul-Cevâmi kitabının üzerine şu notu düşer:
(اِنّ۪ي جَمَعْتُ جَمْعَ الْجَوَامِعِ جَم۪يعَهُ ف۪ي جُمُعَةٍ) “Cem’ul Cevami’ kitabının tamamını bir hafta içinde ezberledim.”1
İşte bu hâdiselerden sonra Molla Fethullah, Molla Said’e Bediüzzaman lakabını verdi ve bundan sonra Bediüzzaman olarak anılmaya başladı. Yıllar sonra Emirdağ’da iken yazdığı bir mektubda bunu şöyle ifade edecektir:
“Meraklı kardeşimiz (Re’fet Bey) Bediüzzaman-ı Hemedânî’nin üçüncü asırdaki vazife ve te’lifatı hakkında malumat istiyor. Ben o zat hakkında yalnız harika bir zekâveti ve kuvve-i hâfızası bulunduğunu biliyorum. Elli beş sene evvel üstatlarımdan Siirtli Molla Fethullah Eski Said’i ona benzeterek, onun o ismini ona vermiş.” 2
Yıllar sonra İstanbul’da iken yazdığı makale ve risalelerinde Bediüzzaman lakabını kullanması sebebiyle sorulan suale şu cevabı verir:
“Sual: Sen imzanı bazen Bediüzzaman yazıyorsun. Lakap medhi îma eder?
Elcevab: Medih için değildir. Kusurlarımı, sened-i özrümü, mazeretimi bu unvan ile ibraz ediyorum. Zira bedi’, garip demektir. Benim ahlâkım, sûretim gibi; ve üslûb-u beyanım elbisem gibi gariptir, muhaliftir. Görenek ile revaçta olan muhakemat ve esâlibi , benim üslûb ve muhakematımla mikyas ve mihenk itibar yapmamayı bu unvanın lisan-ı haliyle rica ediyorum. Hem de muradım bedi’, acib demektir.3
Said Nursî Hazretleri, bu lakabın kendisine emaneten verildiği ve hakiki sahibinin Risale-i Nur olduğu kanaatindeydi. Kader-i ilâhi ileride onun elinde ortaya çıkacak Risale-i Nur tefsirinin harika güzelliğine dikkatleri çekmek için o eserin müellifine çocukluğundan itibaren böyle bir lakabla anılmayı nasib etmişti. Bunu şöyle ifade eder:
“Eskiden beri benim liyakatim olmadığı halde, bana verilen ‘Bediüzzaman’ lakabı benim değildi. Belki Risale-i Nur’un mânevî bir ismiydi; zahir bir tercümanına ariyeten ve emaneten takılmış.” 4
Bedüzzaman Lakabını Kullanmak Uygun Mudur?
Allah’a has isimler ise aynı lafızla çocuklara verilmemelidir. Şâyet çocuklara bu isimler verilecekse başına “kul” anlamına gelen “abd” kelimesi eklenerek “Abdullah” (Allah’ın kulu), “Abdurrahmân” (Rahmân’ın kulu), “Abdurrezzâk” (Rezzâk’ın kulu), “Abdülhâlık” (Hâlık’ın kulu) şeklinde verilmelidir.
Allah Teâlâ’nın “esmâ-i hüsnâ”sından “Kerîm, Latîf, Raûf, Mümin…” gibi isimler ise Allah’ın dışında kulların da vasıflandığı müşterek isimler olduğundan Allah’a has olmayan bu isimler çocuklara ad olarak verilebilir.5
Tarih boyunca "Bedîüzzamân el-Hemedânî", "Bedîüzzamân Said Nursî" gibi âlimler bu lakapla anılmıştır. Bununla beraber ilim ehli arasında onların isimlerine yönelik hiç bir tenkid de söz konusu değildir. Ayrıca Bediüzzaman Hazretleri bu ismi kendisi tercih etmiş değildir. Zamanın büyük âlimleri tarafından ona verilmiştir. Bu, onlara Allah’ın ismini vermek değil, onların ilimde, hikmette, zekâ ve belagatte zamanlarına göre eşsiz olduklarını ifade etmek için kullanılan bir deyimdir.
Yani “Bedîüzzamân demekte dinen bir sakınca yoktur.” Bu konuda kuşku duyanlara da nezaketle bu fark anlatılabilir.
Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c.1, s. 63
Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2020, c.123
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.481
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 114
İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/417

