İlgili kısım şöyle geçmektedir:
Sonra ma‘nevî çok rızık ve ni‘metler isteyen insaniyeti sana verdiğinden, âlem-i mülk ve melekût gibi geniş bir sofra-i ni‘met, o mide-i insaniyetin önüne koymuş ve aklın eli yetişecek nispette sana açmıştır.1
İnsan verilen nimetler ve ikramlar, sadece yemek-içmek gibi maddi rızıklarla sınırlı değildir. İnsan, bilmek, öğrenmek, anlamak, sevmek, inanmak ve hayran olmak gibi manevi ihtiyaçlara da sahiptir.
Âlem-i mülk, yani görünen maddi dünya, insanın bedenine hitap eden yiyecek, su, barınak, çalışma ve geçim gibi nimetleri sunar. Aynı zamanda doğayı gözlemleme, ilim öğrenme ve tecrübe kazanma imkânı verir.
Âlem-i melekût ise bu görünen şeylerin arkasındaki anlamı ve hikmeti fark etme imkânıdır. İnsan bir çiçeğe baktığında sadece rengini değil, onu yaratan kudreti ve sanatı düşünür, kalbi huzur bulur.
Mesela güneş bedeni ısıtarak mülk âleminde bir nimet olurken, düzenli doğup batmasıyla Allah’ın kudretini düşündürerek melekût yönüyle de akla ve kalbe gıda olur. Böylece Allah, insanın hem maddi hem manevi "midesine" uygun olarak, mülk ve melekût âlemlerini geniş bir nimet sofrası hâline getirmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 150.

