Öncelikle karşılaştığınız olaylarda doğru karar vererek faydalı bir sonuca ulaşma hassasiyetiz çok güzel. Bir kaç maddeden oluşan sorunuza söyle cevap verebiliriz: Müslümanlar için her hali örnek olan sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:
Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Resûlü için hicret ederse, hicreti Allah ve Resûlü"nedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir.1
Bu çerçevede insanın fiil ve davranışlarına anlam ve mana veren ve ruh katan, kişinin kalbindeki niyetidir. Kalplerden geçeni ise yalnızca Yüce Rabbimiz bilmektedir. Zirâ Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle geçmektedir:
Muhakkak ki Allah, göklerin ve yerin gaybını (bütün gizliliklerini) bilendir. Doğrusu O, sînelerin içinde olanı (dahi) hakkıyla bilicidir.2
Bu sebeple evvela şunu ifade etmek gerektir ki; bir Müslümanın, mü’min kardeşinin hal ve tavırlarını zan ile anlamlandırması ve değerlendirmesi pek uygun değildir. Hele ki su-i zanna yani kötü ve olumsuz değerlendirmelere kapılıp mü’min kardeşi hakkında kötü düşünmek ve yargılamak, buna kapı açmak bir Müslümana kesinlikle yakışmaz. Unutulmamalıdır ki ameller kişilerin kalbindeki niyetlere göredir. Niyetler ise bizim hisslerimizden, zan ve tahminlerimizden öte yalnızca Rabbimiz tarafından bilinen bir sırdır. O zaman bir Müslümanın, din kardeşi hakkında her dâim hüsn-ü zân edip hakkında güzel düşünmek ve ona karşı müsbet hareket etmek en önemli bir görevidir.
Ayrıca buna benzer durumlar yani gösterişe benzeyen haller, güzel bir bakış açısı ile belki örnek teşkil edilebilir. Daha güzel hayırların oluşmasına, yayılmasına vesile olabilir. Bediuzzaman Hazretlerinin bu konuda ifade ettiği şu tecrübesi gayet manidardır:
Bu gece evrâd ile meşgul olurken, nöbetçiler ve başkaları işitiyordular. Kalbime geldi ki: Bu izhâr sevâbını noksân etmiyor mu? diye telâş ettim. Birden Hüccetü’l-İslâm İmâm-ı Gazâlî’nin meşhûr bir sözü hâtırıma geldi. Demiş: Bazen izhâr (açıktan okuma), çok def‘a ihfâdan (gizlemekten) daha ziyâde efdal olur. Yani âşikâre yapmakta, başkaları ya istifâde etmek; veya taklîd etmek; veya gafletten uyanmak; veya dalâlette ve sefâhette muannid ise, karşısında şeâir-i İslâmiye nev‘inden izhâr etmek; izzet-i dîniyeyi göstermek gibi, çok cihetle hususan bu zamanda ve ihlâs dersini tam alanlarda değil riyâ, belki gizliden »tasannu‘ karışmamak şartıyla« çok ziyâde sevâblı olabilir diye bir teselli buldum.3
Bediuzzaman Hazretlerinde, gece vakti tesbih ve dua okurken sesinin dışarıya gitmesiyle, “Acaba açıktan okumak sevabımı azaltır mı?” endişesi oluşmuştur. O anda İmâm-ı Gazâlî’nin şu sözü hatırına geliyor: “Bazı durumlarda ibadeti gizlemekten ziyade açıktan yapmak daha sevaplı olabilir.” Bu vesileyle başkaları işitir, faydalanır ve örnek alarak onlar da yapabilir. Böylece gaflette olan gafletten uyanır. Dînin sembol niteliğinde olan ibadet ve dualar açıktan yapılarak ilan edilmiş olur. İslâm’ın izzeti bu şekilde gösterilir. Özellikle böyle bir zamanda dinini samimi olarak yaşamanın önemini fark eden, hakikat dersi alan, inandığı şeyleri samimi olarak yaşayan kimselerde riya olmaz veya olma ihtimali az olur. Böylelikle sesli okumanın sevabı, gizli olandan daha faziletli olabilir. Yeter ki niyete, “gizli bir yapmacıklık, gösteriş” hali karışmasın. Bu şekilde tam samimiyet yani ihlâs korunursa, ibadeti açıkça icra etmek kimi durumlarda gizlemekten kat kat sevaplı olabilir. Bununla birlikte Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle demektedir:
Her söylediğin hak olmalı, fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yok. Çünki hâlis olmazsa sû’-i te’sîr eder.4
Hz. Üstad bu ifadesiyle bizlere şöyle bir ölçü vermektedir: İnsanın her söylediği hak ve doğru olmalıdır. Lâkin her doğruyu her yerde her kişiye söylemek bizim hakkımız değildir. Dolayısıyla yanlışı hakkında uyarıda bulunacak kişi uyaracağı kişi üzerinde bir yetki makamında değil ise yahut ikili arasında bir samimiyet oluşmamış ise yapılacak ikaz etki etmeyeceği gibi kişiler arasında bir düşmanlığa da sebep olabilir. Hele ki hatırlatma ve tebliğ de bulunacak kişi halis niyetli değil ise az da olsa kalbinde nefsi hırs barındırıyor ise, o zaman yapılan hatırlatma zıddı ile karşılık bulabilir.
Bu sebeple öncelikle tebliğ ve hatırlatmayı yapan kişi, yetki makamında bulunan birisi olursa, o zaman tebliğ daha etkili olabilir.
Öte yandan gösterilecek tepki kişilerin şahsına değil yapılan kötü davranışa karşı olmalıdır. Hususen bir cerrah hassasiyetiyle kalp kırmadan yumuşak bir dil ile rencide etmeden ve küçük düşürülmeyecek ortamlarda konuşulmaya gayret edilmelidir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) insanların olumsuz davranışlarını gördüğü zaman onları düzeltmek için, “İnsanlara ne oluyor da şöyle şöyle yapıyorlar?” gibi genel ifadeler kullanmayı tercih etmiş, asla şahısları hedef almamıştır.
Müslim, İmâre, 155
Fâtır, 35/38.
Bedîüzzaman Saîd Nursî, Şualar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 371.
Bedîüzzaman Saîd Nursî, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 455.

