Âlimler şehitleri üç kısma ayırmışlardır. Bunlar, dünya ve ahiret hükümleri bakımından şehit, sadece ahiret hükümleri bakımından şehit ve sadece dünya hükümleri bakımından şehit olanlardır. Kısaca izah edecek olursak:
1) Hem Dünya Hem de Ahiret İtibarıyla Şehit Olanlar (Hakiki Şehit)
Allah yolunda ve vatan savunmasında savaşırken can veren Müslümanlara şehit adı verilir. Bu kısım şehitler, şehadetin bütün şartlarını üzerlerinde taşırlar ve bu kimselere şehid-i kâmil denir. Ahirette çok büyük bir sevaba kavuşacak olan bu tür şehitler yıkanmaz, kefenlenmez ve cenaze namazları kılınmaz.
2) Sadece Ahiret Ahkâmı ile Şehit Olanlar (Hükmî Şehit)
Deprem, yangın, boğulma gibi musibetlerde vefat eden müminlere fıkıhta “hükmî şehit” veya “âhiret şehidi” denilir. Bu kimseler, dünya hükümleri bakımından normal cenaze işlemlerine tâbi olur; ancak Allah katında şehit sevabı almaları umulur. Fakat bu durum, bütün günahlarının kesin affedildiği anlamına gelmez. Namaz gibi farzların ihmali ve kul hakları yine Allah’ın adaletine bırakılır. Bununla beraber, böyle vefat eden mümin hakkında rahmet ve mağfiret umulur, hüsn-ü zan edilir. Ahiret şehitliği ile ilgili başka fıkhî kaynaklarda şöyle söylenmektedir:
Şehid-i kâmilde aranan dünyevî şartlardan bazıları eksik olup vefatı ahiret hükümleri itibarıyla şehadet sayılan herhangi bir Müslümandır. Mesela; savaş dışında herhangi bir hastalık veya zulüm gerektiren bir olay sebebiyle, nefsini müdafaa ederken, savaş yerinden canlı olduğu hâlde ayrılmış, Allah yolunda ilim öğrenirken veya cuma gecesi ölen kimseler ahiret şehidi olarak tanımlanmıştır.1
Sevgili Peygamberimiz (sav) başka bir hadiste şöyle buyurmaktadır:
Allah yolunda ölenlerden başka şehit olanlar yedi çeşittir: Taun'dan ölen şehittir, suda boğulan şehittir, zatülcenbden (akciğer zarı iltihabı, akciğer veremi) hastalığından ölen şehittir, karın ağrısından ölen şehittir, yangında ölen şehittir, yıkıntı altında kalarak ölen şehittir, hamilelikte ölen kadın şehittir.2
3) Sadece Dünya Ahkâmı ile Şehit Olanlar
İslamiyette bir kişinin şehit sayılması, onun kalbindeki imana, niyetine ve ölüm şekline bağlıdır. Eğer bir kimse kalben inanmadığı hâlde dışarıdan Müslüman görünüp cephede savaşırken ölürse, dış görünüşünden dolayı dünyada ona şehit muamelesi yapılır, fakat Allah kalbini bildiği için ahirette şehit sayılmaz. Buna karşılık, kalbinde gerçek iman taşıyan günahkâr bir Müslüman ise, işlediği günahlar yüzünden değil de deprem gibi bir afet sebebiyle vefat ederse hükmî şehit (ahiret şehidi) kabul edilir. Yani hiç namaz kılmamış bir kişi bile imanla ruhunu teslim etmişse, depremde can verdiğinde ahiret şehidi sayılır. Namazı kılmamak ve ibadetleri ihmal etmek çok büyük bir günah ve ağır bir sorumluluktur, ancak İslamiyette bir Müslümanın başına gelen her türlü dert, hastalık, üzüntü ve hatta ayağına batan küçük bir diken bile hatalarının bağışlanmasına vesile kılınmıştır. Dolayısıyla, afet anında çekilen o büyük acıların da, günahların temizlenmesinde çok güçlü bir kefaret olacağı ümit edilir. Bununla ilgili Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:
Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar Müslümanın başına gelen her şeyi Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.3
Şehadet rütbesi o kadar yücedir ki, şehit olan kimsenin üzerindeki kul hakları hariç bütün günahlarının Allah tarafından bağışlanacağı müjdelenmiştir. Bununla ilgili Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:
Ebu Katade Haris İbni Ribi (ra)'den rivayet edildiğine göre, Rasulullah (sav), ashabın arasında ayağa kalkarak onlara Allah yolunda cihadın ve Allah’a imanın amellerin en üstünü olduğundan bahsetti. Ashabdan bir kişi ayağa kalkarak: “Ya Resulallah! Eğer ben Allah yolunda öldürülürsem, bu şehitlik benim günahlarıma kefaret olur mu, ne dersiniz?” diye sordu. Bunun üzerine Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Evet, eğer sabrederek, karşılığını sadece Allah'tan umarak, cepheden kaçmaksızın Allah yolunda öldürülürsen, günahlarına kefaret olur.” buyurdu.
Sonra Rasulullah (sav), “Nasıl demiştin?” diye sordu. Adam: “Eğer ben Allah yolunda öldürülürsem, bu şehitlik benim günahlarıma kefaret olur mu, ne dersiniz?” demiştim. Rasulullah (sav): “Evet, eğer sen sabrederek, ecrini sadece Allah'tan bekleyerek ve cepheden kaçmaksızın Allah yolunda öldürülürsen, günahlarına kefaret olur. Ancak borçların bunun dışındadır. Bunu bana Cibril söyledi.” buyurdu.4
Şehitlik çok yüksek bir makamdır. Şehit olan kişinin kul hakkı dışında kalan günahlarının affedileceği müjdelenmiştir. Bu yüzden, ibadetlerinde eksikleri olan bir Müslüman, yaşadığı büyük acı ve sıkıntılar sayesinde günahlarından temizlenebilir. Hatta bu şekilde, bir bakıma şehit sevabı alarak Allah'a kavuşabilir. Allah'ın rahmeti çok geniştir. O, kulunun niyetine ve samimiyetine bakar. Bazen insanın kısa bir süre sabretmesi bile çok büyük sevap kazandırabilir. Bu yüzden büyük musibetler sadece bir felaket değil, aynı zamanda insanın günahlarının affına ve manevi olarak yükselmesine vesiledir.
Vehbe Zuhayli, el-Fıkhül İslami, c.II, s. 561.
Ebu Davud, Cenaiz, 14
Müslim, Birr 49
Müslim, İmare 117

