Allâh’ın sevdiği kullara musibet vermesi, onlara ceza vermek için değil; terakki ettirmek yani manevi derecelerini artırmak, günahlarını sildirmek, sabır ve teslimiyet sınırlarını genişletmek içindir.
Mü’min için musibet; gafleti dağıtır, zayıflığını ve muhtaçlığını bildirir, kul olduğunu hatırlatır, duâ kapısını açar. Dünya hayatının geçici olduğunu gösterip kalbi âhirete çevirir. Böylece musibet, görünürde acı olsa da neticesi itibarıyla çok hayırlı olabilir.
Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmaktadır:
En çok belâ ve musibetlere maruz kalanlar, Cenâb-ı Hakk’ın en sevgili kulları olan peygamberler, sonra evliyalar sonra derecesine göre veli kullardır.1
Peygamberler ve sâlih mü’minler, insanların en çok belâ ve musibete uğrayanlarıdır. Çünkü onların vazifesi ağırdır; ubûdiyetleri yani kullukları, sabırları ve teslimiyetleri de bu imtihanlarla kemâle erer, mükemmelleşir. Musibet, onlar hakkında çoğu zaman rahmetin bir çeşididir.
Şu halde sevilen kulların musibeti, terk edilmişlik alâmeti değil; ekseriya yakınlık, safileşme, terbiye ve derece kazanma vesilesidir. Mühim olan, musibetin içinde isyan etmemek, sabır ve rızâ ile Rabbine yönelmektir.
Bu meselenin genişçe izahı için sitemizde yer alan makalemizi okumanızı tavsiye ederiz:
Tirmizî, Zühd, 57 (2398)

