Metni daha iyi anlayabilmek için paragrafın tamamını inceleyelim:
Nefsini ithâm eden, kusûrunu görür. Kusûrunu i‘tirâf eden, istiğfâr eder. İstiğfâr eden, istiâze eder. İstiâze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusûrunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusûrunu i‘tirâf etmemek, büyük bir noksânlıktır. Kusûrunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İ‘tirâf etse, affa müstehak olur.1
Yani kendini sorgulayan kişi hatasını görür. Hatasını gören, onu kabul eder ve Allah’tan bağışlanma ister. Bağışlanma isteyen, Allah’a sığınır. Allah’a sığınan da şeytanın kötülüğünden korunur. Hatasını görmemek, hatanın kendisinden daha büyük bir hatadır. Hatasını kabul etmemek ise büyük bir eksikliktir. İnsan hatasını görürse o hata artık büyüyüp devam etmez, o kusurdan kurtulur. Hatasını kabul ederse affedilmeye layık olur.
Cenab-ı Hak insanları hem iyilik yapmaya hem de kötülük yapmaya meyilli olarak dünyaya göndermiştir. Bu sebeple insanoğlu, nefsinin ve duygularının etkisinde kalarak günah işleyebilmektedir. Dinimiz, yapmış olduğumuz kusur ve günahlardan arınma yollarını da bize öğretmiştir.
Bu sebeple Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:
Günah işleyenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir.2
Günahına tövbe eden kişi günah işlememiş gibidir.3
Cenab-ı Hak bir âyet-i kerimede, günahlara karşı Allah’ın rahmetinden asla ümit kesmemeyi şöyle öğütlemiştir:
Ey kendi nefisleri aleyhine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Doğrusu Allah günahlarınızın hepsini bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır ve çok merhamet edendir.4
Ancak yukarıda verilen müjdelere nail olabilmek için ilk şart muhakkak tövbe-istiğfar etmektir.
Tövbe etmek için kişi öncelikle hatalı olduğunu bilmeli, yanlış yaptığını kabul etmeli, vicdanen rahatsız olmalıdır. Anlaşılacağı üzere, hata yaptığını kabul etmeyen, vicdanen rahatsızlık duymayan kimse tövbe etmeyecektir. Bunun farkında olan şeytan ise günahlara girmiş, hata etmiş kişilerin enaniyet ve gururlarını tahrik ederek kişinin kusurlu olduğunu itiraf ettirmemekle, ikinci defa onu aldatır.
İşte Bediüzzaman Hazretleri, kusurlu olan kişinin kusurunun farkında olmamasını, günahın ardından tövbe etmeyerek ikinci bir kusura düşmenin sebebi olarak ifade etmektedir. Nitekim o kusur, kusur olarak kabul edilmedikçe sıradanlaşacak ve devamlı hâle gelecektir.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.90.
İbn-i Mace, Zühd, 30. No: 4251, II, 1420
İbn-i Mace, Zühd, 31.
Zumer, 39/53.

