İlgili yer şöyle geçmektedir:
İkinci Asıl: Mesâil-i İslâmiyenin tabakātı vardır. Biri burhân-ı kat‘î istese, diğeri bir zann-ı gālibî ile iktifâ eder. Başkası yalnız bir kabûl-ü teslîmî ve reddetmemek ister. Öyle ise, esâsât-ı îmâniyeden olmayan mesâil-i fer‘iye veya vukūât-ı zamaniyenin her birinde bir iz‘ân-ı yakîn ile bir burhân-ı kat‘î istenilmez. Belki yalnız reddetmemek ve teslîmiyetle ilişmemektir.1
Yani İslami konuların hepsi aynı derecede kesinlik ve ispat gerektirmez. Dini meselelerin bazıları vardır ki bunlar imanın temel esaslarıdır (mesela Allah’ın varlığı, birliği, ahiret gibi). Bu konularda kesin ve güçlü deliller (burhân-ı kat‘î) gerekir ve kişi bunlarda şüphe etmemelidir. Fakat dinin her meselesi bu seviyede değildir. Bazı konular fer‘î meselelerdir (yani ibadetlerin ayrıntıları gibi) veya tarihte yaşanmış olaylarla ilgilidir. Bu tür konularda herkesin kesin delil araması şart değildir. Çoğu zaman güçlü bir kanaat (zann-ı galip) yeterli olur. Hatta bazı durumlarda sadece reddetmemek ve kabul etmeye açık olmak bile yeterlidir.
Mesela, Allah’ın varlığı konusunda "bana kesin ispat lazım" demek normaldir. Çünkü bu iman esasındandır. Ama örneğin bir kişinin "namazda eller bağlanırken tam olarak nasıl tutulmalı?" gibi mezhepler arası farklı bir görüşte, herkesin kesin delil araması gerekmemektedir. Burada farklı uygulamalar olabilir. Yine tarihi bir olayda, mesela geçmişte yaşanmış bir hadisenin ayrıntılarında kesinlik aramak yerine, "olabilir" diyerek reddetmemek yeterlidir. Yani her meseleye aynı seviyede kesinlik talebiyle yaklaşmak doğru değildir. Önemli olan, temel iman konularında sağlam durmak, diğer konularda ise daha esnek ve anlayışlı olmaktır.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 132.

