RİSALE-İ NUR

27.06.2011

59074

On Sekiz Bin Âlem Tabirinin Manası ve Kaynağı Nedir?

30.06.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Âlem, “alâmet ve nişan koymak” mânasındaki alm veya “bilmek” anlamındaki ilm kökünden türetilmiş olup yaratıcısının varlığına alâmet teşkil eden, onun mevcudiyetinin bilinmesini sağlayan demektir. İnsanlar, cinler ve melekler gibi akıl sahibi varlıkları ifade etmek için âlemûn-âlemîn, diğer varlıkları belirtmek için de avâlim şeklinde çoğulu kullanılır. Birinci şekliyle canlı cansız bütün varlıkları anlatması da mümkündür. Hz. Ali’ye nispet edilen ve insanın tek başına bütün âlemleri temsil ettiğini benimseyen görüşe dayanılarak âlem kelimesinin bazen sadece insan için kullanıldığı da olmuştur. Genel kullanımda âlem teriminin kapsamlı tarifi maddî veya mânevî olan varlıkların hepsini içine alır: tabiat âlemi, ruh âlemi, akıl âlemi, melekler âlemi, edebiyat âlemi, İslâm âlemi gibi.1

İbn Kesir âlem ile ilgili şöyle demektedir: Âlem; mümkün olan şeylerin tam bir toplamıdır, dolayısıyla sebebi kendisi değildir. Bilakis zorunlu, ezeli olan ve varlığının sebebi de kendisi olan bir cevherdir.2

Tasavvuf yönünden ise ilk sûfîler özellikle tasavvufu tarif ederken âlem, kevn ve halk kelimelerini kullanmışlar ve bunlara dünya ve âhiret manası vermişlerdir. Ebû Amr ed-Dımaşkī tasavvufu “âleme eksik gözle bakmak ve hatta ona karşı gözü kapamaktır” şeklinde, Şiblî de sûfîyi “halktan (âlem) ilgisini kesen ve Hakk’a eren kişi” diye tarif etmişlerdir.3 Mutasavvıflara göre âlem son derece geniştir. Allah’ın öyle yaratıkları vardır ki yeryüzünden ve burada insanların yaşamakta olduklarından bile haberleri yoktur. Tasavvufî eserlerde bu genişliği ifade etmek için 18.000 veya 360.000 âlemin mevcut olduğundan bahsedilmiştir.4

Âlem kelimesi Kur’ân-ı Kerim’de, gerek kâinatı gerekse özel olarak insanlar topluluğunu ifade etmek amacıyla ve hepsi de “âlemîn” şeklinde çoğul olmak üzere yetmiş üç âyette geçmektedir. Bunların kırk ikisinde “Rabbü’l-âlemîn” terkibiyle zikredilerek Allah Teâlâ’nın canlı cansız bütün varlıkların İlâhı olduğu vurgulanmıştır. Bunun yanında gelmiş geçmiş bütün insan türü anlamında kullanıldığına şu âyet işaret etmektedir:

Şânım hakkı için, eğer Rabbinden (size) bir yardım (bir zafer) gelirse, (onlar)mutlaka: “Şübhesiz biz sizinle berâberdik!” diyeceklerdir. Hâlbuki Allah, âlemlerin sînelerinde bulunanları en iyi bilen değil midir?5

Yine başka bir âyette âlem, Peygamber Efendimiz (sav) için kullanılmıştır ve şöyle geçmektedir:

(Ey Resûlüm!) (Biz) seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik.6

Bu âyette Sevgili Peygamberimiz (sav) için kullanılan “âlemlere rahmet” tabirindeki “âlemîn” kelimesiyle bütün yaratıkların kastedildiği yolunda genel bir kanaat vardır.

Hadislerde ise âlem kelimesi “bütün insanlar, müminler” manasında ve ayrıca “Rabbü’l-âlemîn” şeklinde hadislerde de geçmektedir.7

Klasik tasavvufi edebiyatımızda sıkça geçen 18 bin âlem tabirlerinden kasıt; 18 bin âlem çokluk arz eden her durum için kullanılan bir tabirdir. Nitekim âlem (çokluğu avâlim), dünya, cihan, evren anlamının yanında mecazi olarak insan gönlü, insan tabiatı, insan görüş ve düşüncesi, var olan her şeyin keyfiyeti, kemiyeti anlamı taşır. “Her insan ayrı bir âlem.” derken insanın iç dünyası; “bitkiler âlemi, hayvanlar âlemi” derken bu varlıkların kendine özgü yapıları, nizam ve çevre şartları kastedilir. Kısaca âlem, tanınmaya ve idrak edilmeye muhtaç her varlık, anlam ve haldir.8

On Sekiz Sayısı Nereden Gelmektedir?

On sekiz bin âlem ifadesi âyette veya hadiste geçen bir tabir değildir. Hatta İbn Kesir tefsirinde, bazı alimlerin "18 bin" âlem dediklerine yer verdikten sonra, bu tür yorumların garip olduğunu, sağlam bir delile dayanması gereğine vurgu yapılmıştır.9

On sekiz sayısı ile ilgili Türk kültür medeniyetinin İslâm öncesi ve İslâm sonrası dönemlerinde birçok inanca rastlanmaktadır. Bunlardan bazılarını aktaracak olursak; “Anadolu'daki Türkmen Yörükleri arasında yaygın olan Tepegöz hikâyesinden anlaşıldığına göre, Kaf Dağı'nın on sekiz çeşit milleti varmış. Yusuf Has Hacib tarafından yazılan Kutadgu Bilig eserinde: On sekiz yaşı medeni ve örfi hukukta rüşt yaşı, gençliğin simgesidir. İnsan tabiatının on sekiz yaşında şekillendiği; insanın doğru-yanlış algısının ve irade ve sağduyunun bu yaşta oluştuğu kabul edilir. Yunus Emre'nin bir şiirinde ise şöyle geçmektedir:

Aliyile urdum kılıç ‘Ömer ile ‘adl eyledim. On sekiz yıl Kâf tağında Hamza’yla meydandaydım.

Yani Ali ile birlikte savaştım; Ömer’le birlikte adaleti yaydım, on sekiz yıl Kaf Dağı'nda kaldım; Hamza ile meydanda idim. Şiirde geçen on sekiz yıl Kaf Dağı'nda kalmak, eğitim veya çile süresi olabilir. Yine Bektaşilikte on sekiz sayısı ile ilgili olarak “Ricalü’l-gaybdan on sekiz kişi vardır ki Allah ne emrederse onu yerine getirir. Gerektiğinde kendilerinden keramet zuhur eder" şeklinde bir inanç vardır. Kırklar, yediler gibi onlar, on beşler ve “on sekizler” de terim hâline gelmiş sayılardandır. On sekiz sayısı Mevlevîlikte kutsal addedilen sayılardandır. Mevlevilikte birçok resmi adap on sekiz sayısına göre şekillenir. Mevlâna müzesinde bulunan ağaç görünümlü şamdanın on sekiz kolu vardır. Bu şamdan on sekiz dallı ağaç şeklinde algılanmış ve bir nakış motifine dönüşmüştür. Ayrıca ebcet (harflerin sayı karşılığı) hesabına göre Allah’ın “Hay” (diri, canlı) adı on sekiz sayısına eşittir.10

Burada bahsedilen 18 sayısına atıflar kültürümüzde bu sayının bir yerinin olduğuna işarettir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri şöyle demektedir.

Hayvan türünün en şereflisi insandır. Hayvanlar 18 bin türdür. Her tür başka bir âlemdir. Demek ki hepsi 18 bin âlemdir. 11

Hakikatte ise 18 bin âlem çokluğu ifade içindir. Gökyüzünde yüz milyonlarca galaksi var. Her bir galaksiden her biri bir yıldız veya birer âlemdir. Yeryüzündeki her bitki ve hayvan türü de birer âlemdir. Haliyle bunların sayısı on sekiz bini geçmektedir. Nitekim Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) için yaptığı tahminlere göre, dünyada 14 milyon tür bulunduğu ve bunun sadece 1,7 milyonunun bilimsel olarak tanımlandığı ve isimlendirildiği belirtilmiştir. Henüz tanımlanmayan türlerin çoğunun mikroorganizmalar ve mantarlar olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda baktığımızda on sekiz bin âlem ifadesi çokluktan kinaye olarak ifade edilmiştir. Bediüzzaman Hazetleri bu konuda kendisine sorulan bir soruya şöyle cevap vermektedir:

Mektubunda diyorsun. رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ta‘bîr ve tefsîrinde, on sekiz bin âlem demişler. O adedin hikmetini soruyorsun. Kardeşim, ben şimdi o adedin hikmetini bilmiyorum. Fakat bu kadar derim ki, Kur’ân-ı Hakîm’in cümleleri birer ma‘nâya münhasır değil. Belki nev‘-i beşerin umum tabakātına hitâb olduğu için, her tabakaya karşı birer ma‘nâyı tazammun eden bir küllî hükmündedir. Beyân olunan ma‘nâlar, o küllî kaidenin cüz’iyâtları hükmündedirler. Her bir müfessir, her bir ârif, o küllîden bir cüz’ü zikrediyor. Ya keşfine, ya deliline veyahut meşrebine istinâd edip bir ma‘nâyı tercîh ediyor. İşte bunda dahi bir tâife, o adede muvâfık bir ma‘nâ keşfetmiş.12

Yani Kur’ân’ın ifadeleri tek bir anlama indirgenemez. Kur’ân, sadece belli bir kesime değil, insanlığın bütün seviyelerine ve anlayışlarına hitap eden evrensel bir kitaptır. Bu yüzden Kur’ân’daki bir ifade, genel ve kapsayıcı bir anlam taşır. Yani her âlim, kendi ilmine, deliline, manevî keşfine veya düşünce tarzına göre bu geniş anlamdan bir yönü öne çıkarır. Bu bağlamda “on sekiz bin âlem” ifadesi âlemlerin çokluğunu ve çeşitliliğini anlatan bir hakikatin bir yorumu olarak görülmelidir. Bazı âlimler, kendi anlayış ve keşiflerine dayanarak bu sayıya uygun bir anlam bulmuş ve bunu ifade etmişlerdir. Ancak bu, Kur’ân’daki anlamın yalnızca o sayıyla sınırlı olduğu anlamına gelmez. Burada asıl amaç Allah’ın hâkimiyetinin ve kudretinin sayısız âlemleri kuşattığını nazara vermektedir.

Ben de böyle fehmederim ki: Semâvâtta binler âlem var. Yıldızların bir kısmı, her biri birer âlem olabilir. Yerde de her bir cins mahlûkāt, birer âlemdir. Hatta her bir insan dahi küçük bir âlemdir. رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ta‘bîri ise, doğrudan doğruya her âlem, Cenâb-ı Hakk’ın rubûbiyetiyle idare ve terbiye ve tedbîr edilir, demektir.13

Yani âlemler sadece tek bir dünya ile sınırlı değildir. Gökyüzünde sayısız âlem vardır. Yıldızların bir kısmı, kendi düzeni ve yapısı olan birer âlem sayılabilir. Aynı şekilde yeryüzünde de her bir varlık türü, yani hayvanlar, bitkiler, insanlar gibi her cins yaratılan, başlı başına birer âlemdir. Hatta her bir insan bile küçük bir âlemdir. Bu bağlamda, Allah, bütün âlemlerin Rabbidir. Yani her âlem, doğrudan doğruya Allah’ın rubûbiyeti (idaresi) altında bulunur. O, her âlemi ayrı ayrı idare eder, terbiye eder ve düzenler. Hiçbir âlem başıboş değildir. İster gökteki yıldızlar olsun, ister yeryüzündeki canlılar, isterse insanın iç dünyası olsun, hepsi Allah’ın ilmi, kudreti ve hikmetiyle yönetilmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur'da bazı yerlerde on sekiz bin âlem ifadesini "tüm kâinat ve yaratılan her şey" manasında kullanmaktadır. Mesela:

Çünkü on sekiz bin âlemin, zerreden ve zerrelerden, sineklerden tut, tâ bin def‘a zemînden büyük seyyâreler ve yıldızlara kadar gāyet mükemmel bir muvâzene, bir intizâm, bir mükemmel terbiye, gāyet mükemmel bir adâlet-i kübrâyı gösteriyor.14

Yani "on sekiz bin âlem" ifadesi, belirli bir sayıyı değil, atomlardan yıldızlara kadar uzanan tüm kâinatı ve yaratılmış her şeyi kapsayan geniş bir manayı ifade etmektedir. Bu ifade ile, bütün varlıklarda görülen kusursuz denge, düzen ve idare tek bir Rabbin idaresi altında bütün kâinata hâkim olduğu nazara verilmektedir.

Şöyle ki: Cenâb-ı Hakk, insanı, kâinâta câmi‘ bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvî şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır.15

Yine metinde geçen "on sekiz bin âlem" ifadesi tüm kâinatı ve yaratılmış her şeyi kapsayan geniş bir manayı ifade etmektedir. Yani insan, kâinatta bulunan on sekiz bin âlemin (bütün âlemler) özelliklerini ve örneklerini içinde taşıyan küçük bir özet gibidir. Allah, insanı büyük kâinat kitabının bir özeti olarak yaratmış; kâinatta ne varsa, daha küçük ölçekte insanda da bulunacak şekilde onu donatmıştır.

Sonuç olarak, “âlem” kavramı İslâm düşüncesinde yalnızca maddi evreni değil, maddi ve manevi bütün varlık sahalarını içine alan geniş ve kuşatıcı bir anlam taşır. “On sekiz bin âlem” ifadesi ise kesin bir sayıyı bildirmekten ziyade, kâinattaki varlıkların çokluğunu, çeşitliliğini ve zenginliğini ifade eden mecazi bir anlatımdır. Kur’ân’daki “Rabbü’l-âlemîn” tabiri, Allah’ın sadece bir âlemin değil, atomdan insana, yıldızlardan ruhlar âlemine kadar her şeyin Rabbi olduğunu belirtmektedir. Bu çerçevede insan ise, bütün âlemlerin özelliklerini içinde toplayan kâinatın küçük bir özeti olarak özel bir konuma sahiptir. Böylece “on sekiz bin âlem” anlayışı, Allah’ın kudret ve idaresinin sınırsızlığını anlamaya hizmet eden bir hakikati ifade etmektedir.

Kaynakçalar
  1. Süleyman Hayri Bolay, "Alem", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1989, c. 2, s. 357.

  2. İbn-i Kesir, “Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri”, Çağrı Yayınları, 2008, c. 1, s. 132.

  3. Süleyman Uludağ, "Alem", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1989, c. 2, s. 360.

  4. Uludağ, a.g.m., s. 361.

  5. Ankebût, 29 / 10.

  6. Enbiyâ, 21 / 107.

  7. Bolay, a.g.m., s. 357-358.

  8. Saadet Karaköse, "Klasik Edebiyatımızda On Sekiz Bin Âlem Mefhumu", Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, Sayı: 5/2 2016, s. 687

  9. İbn-i Kesir, a.g.t., s. 132

  10. Karaköse, a.g.m., s. 688 - 692.

  11. Karaköse, a.g.m., s. 693.

  12. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 155.

  13. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 155.

  14. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4 s. 318.

  15. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 14.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız