İslam tarihinde hadislerin yazıya geçirilmesi meselesi çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır. Genellikle "hadisler çok geç yazıya geçirildi" şeklinde bir iddia ortaya atılmaktadır. Ancak bu doğru değildir. Burada karıştırılan iki farklı süreç vardır: Hadislerin yazıya geçirilmesi ile hadislerin sistemli şekilde derlenip kitap haline getirilmesi. Aslında hadisler daha Peygamber Efendimiz’in (sav) döneminden itibaren yazılmaya başlanmış, ancak kapsamlı hadis kitaplarının ortaya çıkışı daha sonraki dönemlerde olmuştur.
Sahabe döneminde bazı önemli isimler hadisleri yazılı hale getirmiştir. Bunlardan biri olan Abdullah bin Amr (ra), hadisleri "es-Sahîfetü’s-Sâdıka" adı verilen sahifede toplamıştır. Yine Hemmâm b. Münebbih (ra), Ebu Hureyre'den (ra) aldığı hadisleri, es-Sahîfetu's-Sahîha adı verilen sahifede toplamıştır. Bu örnekler, hadislerin erken dönemde yazıya geçirildiğini açıkça göstermektedir.
Daha sonraki dönemde, yani Tabiîn ve Tebeu’t-Tabiîn döneminde de hadis ilmi gelişmeye devam etmiştir. Bu dönemin önemli alimlerinden Ebu Hanife (699–767), hem hadis öğrenmiş hem de rivayet etmiştir. Ebu Hanife’nin yaklaşık 100’den fazla Tabiîn âlimiyle görüştüğü ve bazı sahabelerden de hadis aldığı bilinmektedir. Enes b. Mâlik, Abdullah b. Ebû Evfâ ve Sehl b. Sa‘d gibi sahabelerle görüşmesi, onun hadis geleneğine doğrudan bağlı olduğunu göstermektedir.1
Hadislerin sistemli şekilde kitap haline getirilmesi ise biraz daha sonraki süreçte gerçekleşmiştir. Bu noktada en önemli isimlerden biri İmam Malik’tir. İmam Malik’in yazdığı el-Muvatta, hadislerin derlenip düzenli bir eser haline getirildiği en erken ve en önemli kaynaklardan biridir. Kaynaklara göre İmam Malik çok sayıda hadis ezberlemiş, ancak son derece titiz davrandığı için bunların yalnızca güvenilir olan küçük bir kısmını eserine almıştır. Hatta vefat ettiğinde evinde sandıklar dolusu yazılı hadis bulunduğu halde, bunların çoğunu rivayet etmediği belirtilir. Bu da hadis alimlerinin ne kadar dikkatli ve seçici davrandığını göstermektedir.2
Sonuç olarak, hadisler iddia edildiği gibi geç dönemde yazıya geçirilmemiştir. Aksine, sahabe döneminden itibaren yazılmaya başlanmış, ancak daha sonra bu hadisler titizlikle incelenerek derlenmiş ve büyük hadis kitapları haline getirilmiştir. Yani geciken şey yazım değil, sistemli derleme ve tasnif sürecidir. Bu ayrım doğru anlaşıldığında, hadis tarihine dair birçok yanlış düşünce de ortadan kalkacaktır.
Mustafa Uzunpostalcı, ‘’Ebu Hanife’’ TDV İslâm Ansiklopedisi, 1994, c. 10 s. 131-134.
Ahmet Özel, ‘’Enes b. Malik’’, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2003, c. 27, s. 506-508.

